Burak Buğra Okur

Çay içerken ve değişik konuları konuşurken dedi ki: "Genelkurmay yani ordu beni düşman görmese, yani karşımda olmasa, ben sizin siyasetçilerinizi de, aydınlarınızı da, basınınızı da ikna ederim". Aslında demek istediği şuydu "Türk Silahlı Kuvvetleri bana engel olmasa, ben diğer karşıma çıkanları yerim"... O zaman gülüp geçmiştim. Ama şimdi gelinen durumu görünce daha iyi anlıyorum.
Sayfa 113·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Osman Aydoğan üstadım şu tespiti yapıyor: "Bütün tarih kitaplarında bugün bizim Orta Asya diye ifade ettiğimiz bölgenin adı 18'inci yüzyıla kadar 'Türkistan' idi. Orta Asya ifadesini İngilizler uydurmuşlardır. Bu algı operasyonu sonrasında biz de o bölgeye Orta Asya demeye başlamışız. Yani Türk milletinin yaklaşık 3000 yıllık tarihini ve bu bölge ile bağını bir sözcükle silip atmışız.” Altına imza atılası bir gerçektir bu.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Bir süre sonra en kötü alışkanlığım olan sigara geldi aklıma. Bağırdım görevliye, beş dakika sonra biri geldi. "Arkadaşım sigara içeceğim, ayrıca tuvalete gideceğim" dedim. Görevli bana "Burası babanın evi mi koçum? Otur oturduğun yerde!" dedi. Nezarethanenin ne olduğunu, oraya konulan insanların haklarını çok iyi bilen bir jandarma subayı olarak yüksek sesle itiraz edip amirini çağırmasını istedim. Bu sırada hücrelere tıkılmış insanlar merak içinde bu konuşmaları dinliyorlardı. Neden sonra "Ben amirim" diye biri geldi. Küstahça "Ne var?" dedi. Ona da anlattım taleplerimi ve haklarımı. Tınmadığı gibi küfürle karışık bir sürü şey söyledi. Anladım ki tam bir FETÖ görevlisi."Kulaklarım biraz rahatsız lütfen şu kapıyı açıp söyler misiniz sizi duyamıyorum" dedim. Diğer hücrelerde bulunan vatanseverlere de gözdağı vermek amacı ile hücre kapısını açtı ve bana bir nefes mesafesinde yaklaştı. Bir anda yanlışlıkla (!) benim alnıma burnunu çarptı ve yere düşüverdi. Ortalık bir anda karıştı, yanındaki görevli hemen kapıyı kapattı. Fiziki anlamda FETÖ kumpasına ilk tepkiyi böyle verdim. Sonra birileri geldi."Tuvalete gitmek ve sigara içmek sizin hakkınız tabii" filan dediler. Burnu kanayan arkadaşları için "Sizi dava etmeyeceğiz ama sakin olun" diye de eklediler. Ama ondan sonraki süreçte diğer hücredekilerle birlikte tuvaletin yanında epeyce zaman geçirme şansı bulduk. Aslında devlet görevlisi olan kişilere zorluk çıkarmak asla aklından geçmeyen bir insanım ama onların FETÖ'cü olduğunu biliyordum ve her şekilde direnmem gerektiğinin de farkındaydım.
Sayfa 101·Kitabı okudu
Osmanlı devlet adamları, medrese denilen din okullarında okuyan fanatik öğrencilerin durumunu kamu düzenine karşı bir tehlike olarak görmüştür. Osmanlıların başlangıçtaki genişleme döneminde, medreseler imparatorluk için geniş fikirli iyi yöneticiler yetiştiriyordu. Ancak XIX. yüzyılda devlet hizmeti için normal okulların açılmasıyla medreseler önemini kaybetmiş, reforma karşı çıkanların yuvalandığı yerler halini almıştır. Farsça "suhte" (yani "heyecanla yanan") kelimesinden gelme "softa" adı takılmış olan bu öğrenciler, kendilerine göre günahkârlık olan yeniliklerin karşısına çıkmıştır. 1908'den sonra iktidara gelen İttihatçılar, medreseleri ıslaha teşebbüs etmiş ve 1916'da bunları laik bir kuruma, olmayan Maarif Bakanlığı'na bağlamıştır.5 Atatürk 1924'te Tevhidi Tedrisat Kanunu'yla medreseleri tamamen kapatmıştır. Medreselerin ayakta kalabildiği Müslüman âleminde, hükûmetlerin her türlü basına rağmen bu medreseler hâlâ fanatikler yetiştirmektedir.
Sayfa 84·Kitabı okudu
1998 eylülünde Türkiye “artık yeter" dedi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in başkanlığındaki Millî Güvenlik Kurulu toplantısında, PKK'yı toplayıp topraklarından atması için Suriye'ye baskı yapılmasına karar verildi. 16 eylül günü Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye sınırı yakınlarında bir yerde yaptığı konuşmasında açıkça, "Suriye bizim iyi niyetimizi yanlış okuyor. Öcalan eşkiyasına destek vermekle terörü Türkiye'nin başına bela ediyor. Şayet Türkiye'nin iyi ilişkiler içinde olma gayretlerinin devamını arzu ediyorsa, aynı şekilde mukabele etmelidir. Aksi halde Türkiye gerekli tedbirleri almak hakkını kazanacaktır" dedi. Aynı yıl Cumhurbaşkanı Demirel de Parlamento da açılış konuşmasında, Suriye terörizmi desteklemeye devam ederse, Türkiye'nin karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu beyan etti. Bu ikaz Suriye sınırına Türk birliklerinin sevk edilmesiyle desteklendi. 3 ekim 1998'de, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek Ankara'ya geldi, krize bir çözüm anıyordu. Türk hükümeti, kendisine, Suriye Öcalan'ı teslim etmezse sonuçlarına katlanması gerektiğini ifade etti. Suriye yola gelmekte gecikmedi. Önce Türk sınırları yakınındaki PKK kamplarını kapattı. Sonra da Öcalan'a Suriye'den çıkmasını bildirdi.
Sayfa 64·Kitabı okudu