İnsan, mucizelere gebe olabilecek beklentiler istiyor. Öngörülebilir bir yaşam insana korkutucu geliyor, ölümün korkutucu geldiği gibi... Ölümü ve varışı kabul etseydik, sıradanlığı ve öngörülebilirliği değerli bulsaydık hayat belki daha yaşanabilir olabilirdi. Normal bir evlilik değil ruh ikizi arıyoruz, normal bir sohbete zaman ayırmazken son raddede terapi desteği alıyoruz. Normal ve sıradan olanı değersizleştiriyoruz ve en sonunda normal ve sıradan olana dahi ulaşamaz hale geliyoruz.
Kırmızı çizgileri olmayan, dışarıya karşı aşırı uyumlu ve kabullenici insanlar iç dünyasında çok takıntılı olabiliyor. Dışarıya konulan sınır ve dışarıya yansıtılan istekler azaldıkça, içe yansıtılan rahatsızlık artıyor. Bireyler hem dış dünyalarında hem de iç dünyalarında uğraşacakları meselelere ihtiyaç duyarlar. Bunun için hem dış dünya hem de iç dünya eşit derecede önemli. Dengeli olmalı. Dengesizlikler çağının en fazla göze batan özelliklerinden biri her istediğini karşı tarafa dayatan çoğunluğun artması. Nezaket güçsüzlük olarak algılanırken sert üslup tüm kapıları açabiliyor. İyi olmanın yorucu olduğu bir çağ... Ne olursa olsun doğruyu yapmaya programlanmış iyilerin, ne yaparlarsa yapsınlar kaybettikleri bir çağ...
Asgari şartları karşılayarak hedefleri elde etmek daha huzur verici. Azami çaba harcayarak o hedefleri elde edenler için hedefin anlamı daha fazla, hedefin ötesine geçmek daha kolay ama hedef odaklılığın bittiği o büyük zaman dilimi daha büyük bir acı.