İnsanlar tabiatın kendilerine verdiği kabiliyetleri tabiatın onları sevkettiği temayüllerin inkişafına kullanacakları yerde tamamen aksine kullanmışlardır. Meselâ, saat denilen nesneyi icat ederek.
Karnınızın acıktığı zaman yemek yemeğe hakkınız yoktur. Saate bakacaksınız. Yemek zamanı ise yiyebilir, değil ise yiyemezsiniz!
- Efendim, diyeceksiniz, bu sihhî bir meseledir, binaenaleyh...
Hepsi saçma. Bana saat nedir bilmiyen ilk insanların bizden zayıf, cılız, sıska olduğunu iddia edebilir misiniz?
Muayyen saatte iş, muayyen saatte uyku, muayyen saatte yemek, muayyen saatte bilmem ne.. İnsanın dünya üzerinde saate esaretinin neticeleridir. Göreceksiniz, bütün dünyada, herkes saatlerini alıp kırsın, derhal yepyeni bir âlem yaratmış oluruz. Fakat şuna da emin olunuz ki, büyük hareket olduğu anda, yine içimizden:
- Tamam saat 12'ye üç kala, bütün dünya saatleri kırıldı! diyecek bir züppe çıkacaktır.
- Mösyö, dedi, işi olan adam, erken kalkar.
Uykuya yarı ölüm derler. Fakat iki misli hayat verir. Yalnız bu iki misli hayat bütün hayata değer hayatî bir saadet pahasına elde edilmiş olursa neye yarar?
Lindberg yarı yolda uyuyup kalsaydı, ne olurdu? Nöbetçileri uyuyan bir orduyu, her zaman Kapitol'ün kazları kurtarmaz.
Medenî denilen âlemde uykuya âkim olmak lâzımdır.
Şair denilen ve hemen daima cemiyetin kendisiyle alay ettiği mahlûklar cidden insanüstü kimselerdi. Fakat bunu anlıyabilmek için insanın büyük bir azap çekmiş olması gerekti.