“hayatımı önümde duran bir incir ağacı olarak gördüm. her dalın ucunda, bir mor incir gibi, harika bir gelecek parlıyordu. bir dalda harika bir eş ve mutlu bir evlilik vardı, diğerinde ünlü bir şair, bir başka dalda parlak bir akademisyen, öbüründe müthiş bir editör, daha ileride avrupa ve afrika’da seyahatler, başka bir yerde başarılı bir yazar, annelik, harika arkadaşlıklar… her incir bana göz kırpıyor ve beni çağırıyordu ama ben orada, ağacın altında, hangisini seçeceğimi bilemeden öylece oturuyordum. birini seçsem, diğer tüm incirlerden vazgeçmiş olacaktım. hepsini istiyordum ama karar veremedikçe incirler olgunlaştı, karardı, kurudu ve birer birer önüme düştüler.”
Sylvia Plath
Bir ölü ile leş arasındaki fark, sadece zaman mıdır? Etrafa yaydığı koku mudur yoksa? İnsanla-rın bazılarına öldükten sonra yaptırılan mezarlar, yaşarken onlara layık görülen hayatlardan çok daha gösterişli. Diriler ile ölüler arasındaki fark, birinin kaçabilen, diğerininse kaçamayan av olmasıdır. Hepsi bu.