Hellüüğğğ,
Gökçen evrenine maalesef bu kitapla veda etmiş bulunuyoruz. Kitaptaki bütün karakterleri o kadar çok sevdim ve o kadar çok kendimi aralarında gibi hissettim ki. Şu an resmen boşluğa düşmüş gibiyim.
Aybüke başkan sen her zaman kalbimde ayrı bir yerdesin ve annelik sana o kadar yakıştı ki :')
Hepinizi çok sevdim barut timi, kızlar, güzel anneleri. O kadar mutlu oldum ki kitabın sonunda içim sıcacık oldu. Bülbül kapanı serisini de en kısa zamanda okuyacağım. Çünkü Timur'un hayatını da çok merak ediyorum. Herkese tavsiye edebileceğim bir seri oldu iyi okumalar.
Güldü Süleyman. Dudakları, ruhları, tenleri yeniden birleşti. Birbirlerine tutundular. Bir aile oldular. Aybüke bu gecenin sabahından itibaren saha görevlerinden çekilip masa başı bir iş isteyecekti. Görevlerde onun boş bıraktığı yeri artık kocası olarak Süleyman dolduracak, Aybüke ise tam göğüs kafesinin altında, karnında büyük bir sevginin tohumunu, kızı Burçe'yi büyütecekti. Bunu yaparken ise bilmediği her hissi öğrenmek için tek bir kişiyi izleyecekti.
Gökçen'i. Masalda da gerçekte de kalbi olmayan değil, kalbi artık anne olan Gökçen'i.
"Timur Komutan'ım" diye bağırdığını duydum Zülfikar'ın. "Gökçen yenge doğuruyor, komutanım."
Bakışlarımı ona çevirdim. Tam yanımızda koşarken telefondan görüntülü konuşma açılmıştı. Aylar sonra Timur'u görüyordum ve bu doğurduğum andı. Doğal olarak ekrandaki Timur da şaşkındı. "Lan, niye telefonu açıp bana bağırıyorsun o zaman, mın oğlu? Ben mi doğurtacağım?" diye sakince çıkıştı.
Herkes koşuyordu. Ortam son derece garip ama heyecanlıydı.
"Şimdi hastaneye gidiyoruz!" diye bağırdı Zülfikar. Artık Timur da telefonda bizimle birlikte koşuyordu.
" Lan, Karakurt," dedi." Erken değil mi daha? Beni bekleyin, demedim mi?"
"Bizim oğlan biraz aceleci amcası," dedi Murathan. :)))