“Üzerinde koca bir öfke yığınıyla yaşıyorsun Burrows, hatta o yığın senden de büyük. Arada bir onu üzerinden indirmeyi öğrenmelisin. Yoksa belin kayacak bir gün.”
“Onu bana hatırlatmayan ne var ki? Şu döşemeye baksam, taşların üzerinde onun yüzünü görüyorum. Her bulutta, her ağaçta o var. Geceleyin hava onunla dolu, her şeyde ondan bir pırıltı var; gündüzleri ise çevremde ondan başka bir şey yok, her yerde o! Rastladığım kadın ve erkek yüzleri, kendi yüz çizgilerim bile, bir benzeyiş içinde benimle eğleniyorlar. Bütün dünya korkunç anılarla dolu; nereye baksam, onun yaşamış olduğunu ve benim onu yitirdiğimi görüyorum!”
“Bütün insanlar gibi senin de yüreğin, senin de sinirlerin var! Ne diye bunları gizlemeye kalkıyorsun? Gururun Tanrı’nın gözünü bağlayamaz ya! Sen büyüklenmeyi bırakıp ‘Ah!’ diye haykırıncaya kadar Tanrı’yı, böyle kendine eziyete kışkırtıyorsun.”
“Benim sarayımı yıkıp yerle bir ettikten sonra, şimdi de onun yerine bir baraka kurmaya ve bunu, bana bir yuva diye vererek iç rahatlığıyla bu el açıklığına hayran olmaya kalkma.”