Klasikleşen "kitap bittikten günler sonra eleştiri yapma" yorumuyla geldim. 🙌🏻
İnceleme yazmayı seviyorum aslında, önceki hesaplarımda yazardım ama artık gerek olmadığını düşünüyorum. Zaten okuduğum şeyler hakkında ne düşündüğümü ya da ne hissettiğimi daha sonra hatırlamak için yazıyordum, artık yorum yapmak yeterli oluyor. İnceleme yazmaya gerek yok. Hem böyle olunca daha çok bana aitmiş, benden başkası göremezmiş gibi hissettiriyor. güvenli alan mantığı...
Hepimiz bir kitabı okuduğumuzda duygusal bir açıdan yaklaşabiliyoruz. Ne bileyim yazım dili kötü olmasına rağmen bize hitap edebiliyor ya da içinde bulunduğumuz şartlarda o kitap bize çok özel hissettirebiliyor. Belki bir olay yahut bir karakter o kadar içimize siniyor ki kitap bizim için yeri doldurulamaz bir şeye dönüşüyor. Ama bu demek değil ki o kitap kusursuz. Basit bir örnek: Ben Genç Werther'in Acıları'na aşırı düşkün bir insanım çünkü ilk kez okuduğum dönemde onu bir günlük gibi kullanmış ve yaşadığım her şeyi, hislerimi not almıştım. Daha sonra ne zaman okusam aynı şeyi yaptım. Hiçbir kitaba kalem değdirmemişken Genç Werther'in Acıları'nda boş yer bulmam mümkün değil artık. Dediğim gibi, benim için özel ve değerli bir kitap. Fakat bu demek olmuyor ki kitaptaki her şey benim düşünce yapıma uyuyor, her şey muhteşem... Ben Werther'in nişanlı bir kadına aşık olmasını ve bunun dramını yapıp kendi sonunu getirmesini doğru bulmuyorum, bulamam. Bulsam kendimi sorgulamam gerekir zaten. Onunla ilgili hayaller kuruyor, onunla beraber zaman geçirmek için yollar deniyor hatta bazen saplantılı yerlere kayıyor. Bu perspektiften bakınca kitap benim için 10/10 bir kitap olamaz, olmamalı.
Tutunamayanlar tam benim sevdiğim türde bir roman. Düşünce akışı inanılmaz keyifli, okuması gerçekten çok etkileyici ve karakterlerin hislerinin ya da düşüncelerinin yapboz çözer gibi cümle aralarına sıkıştırılmasına bayıldım. Cümlelerin içine işleyen mizaha bayıldım. Çok zevkliydi. Ama araya eklenen sıkıntılı cümleler ya da olaylar beni inanılmaz rahatsız etti. Erkek karakterlerin birçoğuna "kadın" muhabbeti yüklenmesi beni inanılmaz rahatsız etti. Yazarın belirttiğine göre "çocuk" denilecek kişilerin cinsel mevzularda yer almasının yazılması beni inanılmaz rahatsız etti. Olaya yüzeysel bakmak istemiyorum ama söz konusu bir erkek olunca bundan ibaretmiş gibi ısrarla kadın konularına girilmesi hem toplumda hem sanatta iğrenç bir durum bana kalırsa.
Yazara da kitaba da saygı duyarım, sonuçta ortada bir emek var ve bu emek için feda edilen kağıtlar ya da daha fazlası mevcut ama yazılana saygı duyulmaz her zaman, duyulmamalı. Bunun dönemle falan da alakası yok. Bu tamamen zihniyet meselesi. Bir insan sadece bu dönemin anlayışı böyle diyerek kendini savunmamalı, hepimiz düşünebilen ve kendi fikirlerini hayata geçirebilen varlıklarız. Aynı konuya daha önce okuduğum başka Türk klasiklerinde de değindim. Erkeklerin zihninde kadınların bedensel bir "muhteşem varlık" olarak var olmasından iğreniyorum ve gerçekten bunun betimlenmesinden de yapılan şey normalmiş gibi lanse edilmesinden de nefret ediyorum. Ben bu kitapta neden kadın öğretmenin bacaklarına bakarak olmadık hayallere kapılan ve lavaboda işler çeviren erkek öğrenciler olduğunu okudum mesela? Bu cümlenin hikayede ne önemi var? Bu cümleyi çıkarsan ne değişecek? Ekleyince ne fark edecek? Konudan bağımsız olan cümleler olur illaki ama bu şekilde değil, bu şekilde olmamalı. Kutlug ve Farsus kardeşlerin cinsel fikirlerini ya da yaptıklarını okumam gerekiyor muydu? İleri gitmek istemiyorum ama onların arzuları beni neden ilgilendiriyor, diye basitçe sorabilirim. Hâlâ şu üniversiteli kızların soyunmasını seyrettiğiyle alakalı gereksiz cümlenin varlığını sorguluyorum mesela. Kitap ne kadar muhteşem olursa olsun böyle cümleler hiçbir zaman normal bulunamaz. Körlük kitabını okuduğumda iyi ilerlediği için mutlu olmuş ama ilerledikçe, oradaki kadınların yaşadığı şeyleri okuyunca kitabı yarım bırakmış ve inceleme yazmıştım. O zaman bir adam bana özelden mesaj atmıştı (istek kutusu) ve kitabın bu kadar gerçekçi olmasının onu etkileyici kıldığını yazmıştı. Anlatmaya çalıştığım şeyle bunun zerre alakası yoktu. Hâlâ o kitabı görünce midem bulanıyor. O kitabın yazım dili kötü müydü? Değildi. Konusu kötü müydü? Değildi. Yazarın yazım tarzı hoştu yani, farklıydı ve ben seviyorum böyle farklı şeyler denenmesini. Ama o kitabı puanlayacak olsam 1 puan verirdim. Çünkü vereceğim puan okuduğum sahnelerden dolayı verilecekti, kitabın yazım diliyle falan alakası olmayacaktı.
Tutunamayanlar pek çok kişinin gözdesi olan bir kitap ve sevenler tarafından da ÇOK fazla seviliyor. Ama ben bu konuda ne tarafsız bir eleştiri yapabilirim ne de aşırı olumlu bir yorum yapabilirim. Zekice yazılmış da olsa mizahı çok iyi kullanmış da olsa hatta yazım tarzı benim en sevdiğim tarzda da olsa bazı şeyleri göz ardı edemem.
Son bir ekleme: Genç Werther'in Acıları'na yukarıda değindim ama tekrar ediyorum: Özel bir dönemde hayatıma giren ve yeri çok farklı olan bir kitap. Anlatılamayacak kadar çok şey biriktirdiğim bir kitap. Bu sebeple kopmamın mümkün olacağını sanmıyorum ama hiçbir zaman Werther'i haklı bulmadım.