//SPOILER OLABILIR??// Kitapta iki karakter arasındaki romantik ilişki farkındalıksız ve biraz da farkında ama bilerek görmezden gelinmesi şeklinde işlenmiş. İki taraf da aslında flörtleşiyor, ama sanki aralarındaki yakınlığın ne olduğunu anlamayan, biraz da iletişim açısından “otistik” özellikler taşıyan iki insan gibiler. Bu “anlamamazlık” hâli, hem eğlenceli hem de zaman zaman sinir bozucu bir dinamik yaratıyor.
Yazım dili, klasik Japon edebiyatındaki o sakin, yalın ve akıcı tonun iyi bir örneği. Sanatsal, ağır bir dil kaygısından uzak; sanki gündelik hayatta tanıdığımız herhangi bir insan kendi hikâyesini bize anlatıyormuş gibi. Bu da okuma deneyimini hafif, keyifli ve samimi kılıyor. Japon edebiyatında, konusu ağır olan kitaplar ve ağır metinler yazan yazarlar hariç, sıkça karşılaştığımız , özellikle de Kawakaminin kitapları, bu sadelik benim için kitabı daha keyifli hale getiriyor.
Karakter inşasını özellikle beğendim. Ana karakterin çevresiyle ve kendisiyle olan ilişkisi; yaşıtlarının olgunluğunu hissetmemesi; insanlarla iletişim kurarkenki hafif isteksizliği ve muzip yanıtları, onu lezzetli bir karakter hâline getirmiş. Belki gerçek hayatta Tsukiko gibi biriyle anlaşamazdım, ama bu, karakterin inandırıcılığını artırmış. Özellikle de karakterin yaşadığı ufak “break out” sahnesi, abartıdan uzak, gerçekçi ve sıradan bir an olarak çok etkileyiciydi.
Sensei’yi yalnızca ana karakterin gözünden tanıyoruz, bu yüzden derinlemesine bir çözümleme yapamasak da, küçük alışkanlıklarıyla kendine has bir portre çiziyor. Hikâyedeki “yaşlı ama genç ruhlu” klişesinden uzak durulmuş. Sensei yaşını gizlemeye çalışan bir karakter değil, olduğu gibi yaşlı ama hayatta kendi stilini bulmuş biri olarak sunuluyor. Bu gerçeklik hoşuma gitti.
Özellikle meyhane sahnelerinde, bu iki