Kentler daha çok örgütlenirken, düzeni sağlayıcı önlemler alırken, haydutlarla hırsızlar dize getirilirken, insanlar tanrıları giderek vurdumduymaz, insanların içine düştüğü kötü duruma kayıtsız görüyorlardı. Sonuç olarak bu huzursuzluk başka bir dönüşüme yol açacaktı.
Bildiğimiz kadarıyla bu çağ dinlerin başlangıcına işaret eder. İnsanlar eşi benzeri görülmedik bir açıklıkla kendi varlıklarının durumlarının ve sınırlarının bilincine varmışlardı. Yeni din ve felsefe sistemleri ortaya çıkmıştı: Çin'de konfüçyüsçülük ile taoculuk, Hindistan'da Budizm ile Hinduizm, Ortadoğu'da tektanrıcılık ve Avrupa'da Grek rasyonalizmi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi sahnede insan faaliyetleri olduğundan, tanrılar uzaklaşmışlardı; apaçık bir gerçeklik olmaktan çıkmış, yalnızca erişilmeyen varlıklar olmuşlardı.
Paleolitik çağdan kalma eski kahramanlık öykülerinde halkına yardım getirmek uğruna tehlikeli bir yolculuğa çıkanlar çoğu zaman erkek kahramanlardı. Neolitik devrim ertesinde erkekler çaresiz ve edilgendir. Dünyayı baştanbaşa dolaşan, ölümle savaşan, insan soyuna yiyecek getiren tanrıçadır.
Peki belirgin biçimde erkek egemen bir toplumda bir tanrıça nasıl olurdu öne çıkar? Bunun nedeni kadınlara bilinçaltında duyulan kızgınlık olabilir.
Avcılığın kışkırttığı suçluluk ve kaygının evlenmeme andının yol açtığı öfkeyle bileşimi, kan dökmeye doymayan bu güçlü kadının tasvirlerine yansıtılmış olabilir.