Beden hiçbir sesin nüfuz edemediği mucizevi bir cam dolabın içinde gibiydi ve zihin, gerçeklerle her türlü bağlantısından özgürleşmiş, hangi derin düşünceler o an bile uyum içindeyse onlara dalmakta serbestti.
Zaman geçikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkâr etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.