Kişilik, bireyin ayırt edici niteliği olup onu biricik hale getiren kazanılmış ve kalıtımla geçen ruhsal özelliklerinin bütününden oluşmaktadır. Mizacını ahlaki bir anlamı yoktur, tepkiseldir ve doğuştan gelir. Ancak karakter, kişinin iradesi ve yaşantıları sonucu oluşan ahlaki kazanımlarını kapsar. Kişinin mizacı ve karakteri onun kişiliğini oluşturur.
Her kişi kendi güçlerinin üretici bir biçimde dışarı taşmasıyla bir özdeşlik, bir benlik duyacak düzeye gelmemişse, sevdiği kiş” putlaştırmak” ister. Kendi güçlerine yabancılaşmıştır, onları sevdiği kişi de arar, ona tapar, onu tüm mutluluğun, ışığın, sevginin kaynağı olarak görür. Bu süreçte kendini tüm güçlerinde yoksun bırakır, sevdiği kişi de kendisini bulacağı yerde onda kendini yitirir. Hiçbir put kendisine tapan kişiye kendinden beklenenleri veremeyeceği için geçen zamanla birlikte düş kırıklıkları başlar ve çare olarak yeni bir put aranmaya başlanır.