İnsan gerçekle acılı çarpışmaları önlemek için ömrü boyunca bükülmüş durmuş olduğu halde, yaşlılığında yeni olgular önünde eğilen bir belkemiğini koruyamaz.
Düş sırasında bir tiyatro dürbününün tersiyle seyrediyormuş gibi pek küçük ve pek uzakta iki kişi arasında bir sahne geçtiğini varsayalım. Küçüklük, zamandan uzaklaşma ile eş anlamlıdır ve biz burada uzak geçmişe ilişkin bir sahnenin söz konusu olduğunu anlarız.
Düş gören, düşlerini unutmanın önüne geçmek için uyanır uyanmaz onları yazar; bunun boşuna bir girişim olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü düşün metnini yazarken uğradığı direnme, sonra çağrışımlar üzerine kayar ve görülen düşün yorumlanmasını olanaksız kılar.