Renkleri çıkarmayı beklemiştim,
bir ilişkinin renklerini,
Anılardan süzerek dolayına getirmeyi.
Şimdi uçuk da olsa, yüz yüzeyiz.
Geçmiş ağırlığının somut ton ayrımları,
Sevinçten çok acıdan dokunmuş çocukluk giysileri,
Onların uçurumlu renkleri, belirsiz kıvrımları, Seni örtüyor, beni örtüyor,
Alıkoyuyor geceselden bundan böyle, Günden ise...
O her zaman uzaktı!
Geçmiş gecenin imgesini zorlar,
belirsizliğe gizlenen izini.
Dönüşü alıkoyanın kim olduğunu,
Yıldızsı kuraklığın kaç koyağında
durulduğunu sorgular.
O; kent, kendi görümüne kör olan,
hep işitti öz sesini,
içinde yaşayanın.
Bilirim bir sacayağı değilim, özgür bir alan vardır,
tarihsel kurtuluşların toplandığı,
acıyı karşıtına saygıyla dönüştüren
ak bir alan, kötülük aktarımını engelleyen...
Umarım sonsuzca, porselenler yurdunun
ağırbaşlı sevgilerini,
Beklerim bir atlıyı değilse de bir piyadeyi,
Bitimsiz savaşlarının kan ve gözyaşını,
saydam bir anı şişesinde biriktirmeyi...