Yusuf Aleyhisselam gibi yıllarca zindanda kalmayabiliriz. Ama bize düşen bir sorumluluğu ihmal ettiğimizde, bunun hayatımıza yansıyan bazı bedelleri olabilir.Belki bir fırsat gecikebilir, belki bir kapı geç açılır, belki bir hayır yolu ertelenir. Bu bir ceza değil, bir ilahi eğitimdir.
Allah yalnızca dilimizi değil, kalbimizi de okur. Neyi neden istediğimizi, neyi ister gibi görünüp aslında neyi arzuladığımızı, hangi duayı hangi hesapla yaptığımızı bilir. Bu yüzden "Dua ediyorum ama kabul kabul olmuyor!"diye serzenişte bulunmadan önce insanın durup kendine sorması gerekir."Ben bu duayı nasıl bir kalple ediyorum? Bu isteğimin arkasında nasıl bir niyetim var? Allah katında nasıl görünüyorum?"
İnsan ancak kendi kalbinden emin olabilir.Bir başkasının sevgisini mutlak şekilde yorumlamak çoğu zaman yalnızca bir vehimdir.İşte kardeşlerin bu derece kesin konuşması,içlerine düşen şeytani telkinin bir göstergesidir.Şeytan insana vehmi kesin bilgi gibi sunar.Zanna dayalı kanaatleri,"apaçık gerçek"gibi gösterir.Yusuf'un kardeşleri de tam olarak bu psikolojik tuzağa düşmüşlerdir.
İnsana verilen nimetler her zaman direkt iyilikle sonuçlanmayabilir. Ve bu nimetler, insana kendi iradesiyle değerlendirilebileceği oranda bir akıbet doğurur. Her nimet aynı zamanda bir imtihandır.