Büşra

Duygular hayat denklemimizin bir parçasıdır, ama denklemin tamamı değildir. Bir şey konusunda kendimizi iyi hissetmemiz onun iyi olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir şeyin bize kendimizi kötü hissettirmesi de onun kötü olması demek değildir. Duygular sadece işaretlerdir, nörobiyolojimizin bize önermeleridir, emir değillerdir. Bu nedenle her zaman duygularımıza güvenemeyiz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sevgilinizin yeni Facebook profil fotoğrafı, Tv’nin uzaktan kumandasının çok çabuk bitmesi,bakteri öldürücü el sabununun bir alana bir hediye kampanyasını kaçırmış olmak gibi havadan sudan şeyleri kafanıza takıyorsanız, nedeni hayatınızda kafanıza takacağınız daha önemli bir şey olmamasıdır. Gerçek sorununuz budur, bakteri öldürücü el sabunu değil. Tv’nin uzaktan kumandası da değil.
George Orwell insanın burnunun ucundakini görmesinin sürekli mücadele gerektirdiğini söylemiştir. Stres ve kaygımızın çözümü de burnumuzun ucundadır, ama porno izlemekle, mide kaslarını geliştirmek için işe yaramaz spor aletleri reklamlarına bakmakla ve neden muhteşem mide kaslarımızla ateşli bir kadını elde edemediğimizi düşünmekle o kadar meşgulüz ki, bir türlü göremeyiz.
Daha iyi bir yaşamın anahtarı daha fazlasına sahip olmaya çabalamak değildir; daha aza önem vermektir, gerçekten doğru ve o anda önemli olana aldırmaktır.
Teksas’ta şöyle bir deyiş vardır: “En yüksek sesle havlayan en küçük köpektir.” Kendine güven duyan biri kendine güven duyduğunu kanıtlama ihtiyacı hissetmez.