Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı (İyi Bir Yaşam Sürmek için Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
44381
Gösterim
Adı:
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
Alt başlık:
İyi Bir Yaşam Sürmek için Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059397254
Orijinal adı:
Subtle Art of Not Giving a F*ck : A Counterintuitive Approach to Living a Good Life
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Butik Yayınları
Baskılar:
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
The Subtle Art of Not Giving a F*ck
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.
200 syf.
·5 günde·9/10
Mark Manson, Amerikalı bir yazar. Daha doğrusu bir blog yazarı. Yazarı böyle nitelemeyi daha uygun buluyorum... Amerika'da 2 milyondan fazla takipçisi varmış ve kişisel gelişim alanında yazdıklarını bir kitapta birleştirerek paylaşmak istemiş.

Öncelikle kitap, hiçbir şeyi kafaya takmamayı öğütlemiyor. Kitabın isminden yola çıkarak böyle bir düşüncenin içerisine girerseniz yanılırsınız, onu baştan söyleyeyim. Mark Manson da birçok yerde bu açıklamayı yapıyor okuyucuya. Zaten kitabın ana öğretisinin, önemsiz şeyleri kafaya takmayıp enerjimizi önemli şeylerin üzerinde yoğunlaştırmamız tavsiyesi üzerine kurulu olduğunu düşündüğümüzde yazarın bu tavsiyesini gayet makul bulmak mümkün. Gerçekten de asıl mesele neyi kafaya takacağımızı ve neyi kafaya takmayacağımızı seçebilmemizdir.

Bütün kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi, bu kitapta da yazarın ana amacı insanları mutluluğa ulaştırmak. Mark Manson bu kitabıyla kafamıza taktığımız gereksiz şeyleri ve dertleri önemsiz bularak mutluluğa erişebileceğimizi söylüyor. Sanırım bu kitabı diğer kişisel gelişim kitaplarından ayıran temel özellik de son derece güncel konular üzerine tavsiyeler veriyor olması. Ben yazarın vermek istediği mesajların birçoğunun hayatımızın içerisinde yer aldığını ve birçoğunun hepimiz tarafından kafamıza taktığımız gereksiz ayrıntılar olduğunu fark ettim.

Ayrıca yazar hayatın bazı gerçeklerinin bizim tarafımızdan kabul edilmesini istiyor. Diyor ki: "Siz ne yaparsanız yapın,hayat başarısızlıklarla, kayıplarla, pişmanlıklarla doludur ve ölüm vardır." Yani, ne kadar çabalarsan çabala hayatın içerisinde başarısız olabilirsin ve tam başardım derken kafana bir saksı düşüp ölebilirsin...

Kitabın en beğendiğim kısmı ise, sürekli pozitif olmanın hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkar biçimi olduğunun ifade edildiği kısımdı. Kesinlikle katılıyorum yazara bu noktada. Çünkü sembolik ifadesiyle "pollyannacılık" insanları gülümseyen bir ölüye çevirmekten başka bir işe yaramıyor. Son zamanlarda yaygın bir bakış açısı bu. Birçok kişi her şeyi iyi yanından görmenin kendisini mutlu ettiğini söylese de bu bakış açısı bana göre insan doğasına aykırıdır. Zira hayatta mutsuzluk da vardır, başarısızlık da vardır, kaybetmek de vardır. Mutsuz olduğunda veya başarısız olduğunda veya kaybettiğinde hala gülümseyerek etrafa pozitif ifadeler saçıyorsa bir insan, üzgünüm ama insan olmaktan çıkmış gülümseyen bir ruhsuz robota dönmüş demektir.

Kitapla ilgili eleştireceğim tek kısım ise, yazarın son 50 sayfada konudan saparak kendi başarı öyküsünü anlatmaya girişmesiydi. Bu kısımları oldukça gereksiz buldum. Zira benim bu kitabı okumaktaki amacım Mark Manson'un başarıyı nasıl elde ettiğini öğrenmek değildi.

Son 50 sayfasını saymazsak son derece etkileyici buldum kitabı. Pek bana hitap eden bir tür olmasa da okurken sıkılmadım ve verilen örnekleri güncel bulduğumdan keyifle okudum. Sizlere de hitap edeceğini düşünüyorum. Ayrıca kişisel olarak ben geliştim, tamamım artık gibi düşüncelerle sakın kendinizden emin olmayın. Çünkü "Emin olmak gelişmenin düşmanıdır."
200 syf.
Genelde argo kullanmayı sevmiyorum. Zira atarlı giderli ülkem insanı bunu pek sık yapıyor zaten:)

Şimdi gelelim bu sefer neden argo kullanmak istiyor olduğuma. Çünkü bu kitap tırrrrttt:) İnanın birçok kişisel gelişim kitabı okumuş biri olarak söylüyorum bu kitabı anlatacak en güzel açıklama bu:)

Daha önce hiç, bu tarz kitap okumamış biri için belki bir nebze okumaya değer olabilir. Lakin bundan önce bir tane bile okuduysanız zamanınıza yazık etmeyin. Öyle bir şansım olsaydı bu kitabı yazan kişiyi (özellikle yazar demedim) dava eder, kitaba ayırdığım zamanı geri talep ederdim. Lakin ikamesi olmayan tek şey; zaman. Boşa harcamayınız.
Okunsa da olur, okunmasa da. Bolca vaktiniz varsa ve bir sürü boş laf duymak istiyorsanız okuyun. Ama eğer okumayı seven ve keyif alan biriyseniz uzak durun.

Ticarî amaçlarla yazılmış herhangi bir faydası olmayan bir eser.
200 syf.
·42 günde·2/10
Kitap doğum günümde beni üniversite sınavına hazırlayan ve kendisi gibi tarihçi yapan çok sevdiğim ve değer verdiğim öğretmenim tarafından hediye edildi.
Zaten daha öncesinde de kitabı d&r de görmüş ve bir pr ürünü olduğunun farkına varmıştım. Bu ülkede d&r ne okumamızı istiyorsa onu okuyoruz çünkü. Diyeceğim o ki kitabı kendim zaten almazdım. D&rin çok satanlar rafında bulunan hic bir kitabı almıyorum.
Ayrica youtuber ve bloger ayaği altinda takılan beleşçi aylaklardan da ciddi hazzetmiyorum.
Kitabi okurken çok sıkıldım. Hatta okuduğum sayfayı olduğu gibi bırakıp manikür yaptığim filan oldu. Bu derece sıkıldım. Sanırım ben bu tarz "şunu şoyle yap, bunun farkına var" temalı, başkalarının kendi hayatlarından kesitler anlattıgi kitaplari sevmiyorum.
Yine adam efendi adammış. Hepimizin" bencil, beyni olan ezik salyangozlar" olduğumuzu direkt söyleyemediği için 200 sayfa kıvranmiş durmuş. Hayatin çekilmez ve berbat olduğunu, elimizdeki kartları kullanabileceğimiz en mükemmel şekilde kullanmamız gerektiğini ve sonunda ölümle yüzleşeceğimizi çakozladıgımda 8 yaşinda filandım heralde. Ben kitabı sevmedim. Şöyle aylakları da bloger ayağina allah aşkina zengin etmeyin ya
200 syf.
·Beğendi·9/10
Her şeyin iyi tarafından bakmak iyi bir şey gibi görünse de, hayatın kötü yanları olduğunu kabullenerek yaşamak gerek.Kitap size bu kabullenişin ve iyi yaşam sürmenin yönlerinden bahsediyor.
Kitapta adının aksine daha çok,kafaya takman gereken konuların önceliği ve önemini vurgulamış.
Kitapta beğendiğim ilgimi çeken sonradan ün kazanan insanların ün kazanmadan önceki hayatlarını anlatıp neler yaşadıklarını örnek vermesi. Bu kısımlarda gerçekten insan imkansız diye bir şey yoktur diyor.
Okuduktan sonra kendinize farklı bir bakış açısı kazandırabilirsiniz.
200 syf.
·Puan vermedi
Kişisel gelişim kitaplarına olan önyargımı yıkmak için elime alıp , ıkına sıkına bitirdiğim kitap. Nasıl bestseller olmuş anlayamadım. Tabi yazara , emeğe saygımız sonsuz ama anlam veremiyor işte insan. Kitabı kapatırken bir daha kişisel gelişim okumamaya da yemin ettim. Eni konu bize bildiklerimizi anlatıyorsunuz. Süsleyip püslemeye gerek yok.
A.
A. Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı'ı inceledi.
200 syf.
·11 günde·3/10
Herkes öyle bir övdü ki bu kitabı, bu tarz kitapları seven biri olarak almadan, okumadan duramadım. Hatta bulabilmek ve ulaşabilmek için epey de çaba sarfettim. Ama sonuç biraz hayalkırıklığı.

Başlarda evet, güzel anlatıyor ama dilini sevmedim derken sonlarına doğru konudan kopmuş olduğunu ve sadece bilgileri kendi düşünceleriyle harmanlayıp insanlara sunmuş, bizde onun birer pr kurbanı olmuşuz hissi inanılmaz ağır bastı. Her yerde bulabileceğimiz kıssadan hisse hikâyeler ile başlayan bölümler, ben de böyle böyle yapmıştım ne kadar da mükemmelim diye biten cümlelere dönüşüyor.
Her bölümün sonunda mutlaka bir övgü hissediyorsunuz, hayır ya degildir derken bile.

Özet olarak her şeyi kafaya takmayın diyor ama bunu uzata uzata anlatıyor ki kitap olabilsin. Başlarda bir yerlerde bağımsızlık özgürlüktür derken, sonlara doğru iyi ki eşime işime bağımlıyım ve özgürüm diyor. Yani başlardaki ile sonlardaki düşünceleri aynı değil. Başlarda her şeyi takan, kariyeri için çalışan insanları kötülerken sonlarda iyi ki bir kariyerim var ve onun için uğraşıyorum demesi kitabı bıraktırma noktasına getirdi.

Ama yine de iyi okumalar okumak isteyene ️
200 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
“Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı”

Yazar kitaba böyle bir isim vermiş,çünkü her insan ufak,basit,günlük herhangi birşeyi kafasına takabilir.Bu normal bir insanın doğasında vardır.Az yada çok...Buna ben hiçbirşeyi takmam diyenlerde dahil.Bu hiçbirşeye değer vermiyorum,önemsemiyorum ve bir değeryargım yok demektir.Komiktir.Çünkü mümkün değildir.
Ve günümüzde herhangi birşeyi kafaya takmamak bir sanattır.:)
Yazarın kendi hayatından da örnekler vererek ‘nasıl ve neden kafaya takılmayacağını’ anlattığı bu kitabı storytel de dinledim ve dinlemekten sıkılmadım.Bazı insanlar bu tarz kitaplardan çok şey bekliyorlar.Sanki yazar sihirli değneğini okuyucularına değdirecek ve onların hayatlarını yada kendileri ile yüzleşmekten korktuğu değer yargılarını değiştirecek.Saçmadır.Çünkü insan ancak kendi isterse yaşamını değiştirebilir.
“Okumak gereksiz,aptalca,vakit kaybı”gibi cümleler bencilcedir.Çünkü kimin hangi hikayeden,yazıdan ve hangi yaşanmışlıklardan birşey öğreneceği belirsizdir.
Herkes kendi fikirlerini yansıtmakta özgürdür elbette ,ama bu çaba ile ortaya konan birşeyi yada bir kimseyi yererek olmamalıdır.
Ve bir kitap ancak kişi isterse onun bakış açısını değiştirebilir.Kimi sayfalarca okur ve bu ona birşey katmazken ;kiminin hayatına tek bir kelime ya da cümle dokunabilir.
Bunlar genel görüşler.Kitaba gelecek olursak...
Kitapta anlatılan şey önermelerdir.Sorunlarının sorumluluğunu al.Değer yargılarını değiştir.Değiştir ki kafaya takacağın şeylerin bir anlamı olsun ve anlamlı şeyler olsun.”Bütün dünya size karşıymış gibi hissediyorsanız muhtemelen size karşıymış gibi duran kendinizden başka kimse yoktur.”Oturup halinize üzülmek ve kendinizi yemektense kalkın birşey yapın.Hayatınızı değerli kılacak ve koşulları değiştirecek herhangi basit ‘Birşey’...
Hayat bazen berbattır.Başarısız olursun.Dibe vurursun ama bu “her zaman herşey yolunda,çok mutluyum,ben en iyisiyim ve hep haklıyım ”zırvalıklarından daha gerçekçidir.Çünkü acı ve ızdırap daha güçlü bir kendilik duygusu ve duygusal dayanıklılık kazandırır.
Evet bunlar basit ve bildiğimiz şeyler.Ama bazen bildiğin şeyleri de duymak istersin çünkü insansın,unutursun.Ve hatırlamak iyi gelir.
Değerlerin çokçabuk değiştiği bu dünyada en azından farkında olarak ve faydalı olacak şekilde onları değiştirip yerine daha iyilerini koyabilirsek bu; kafaya takmamak için yapılacak değerli bir adım olur.
İncelememi kitapta sevdiğim bir bölümle bitirmek isterim.

“Afrika’da kanat çırpan bir kelebek Florida’da bir kasırgaya neden oldu denir.Giderken siz ardınızda hangi kasırgaları bırakacaksınız?Bu hayattaki tek gerçek önemli sorudur......Kesinlikle bildiğimiz tek şey ölümdür bu nedenle de diğer değerlerimizi ve kararlarınızı ayarladığımız pusula olmalıdır.....Sormamız gereken ama hiçbir zaman sormadığımız tüm soruların doğru yanıtıdır.
200 syf.
·6 günde
Şimdi kitabın kapağına bakıp aldanmayın! Çünkü bu kitap hiçbir şeyi kafaya takmamayı öğretmiyor; kendi yaşantımız dahilinde neleri kafaya takacağımızı, neleri önemsemeyeceğimizi, en önemlisi de bu farkındalığa nasıl erişebileceğimizi öğretiyor. Örn; trafikte sizi sollayanı kafanıza takıp, 1 saatinizi kendinize zehir etmeyin. 24 saatlik bir dilimde çocuklarınıza, sevgilinize veya dostlarınıza ayıramadığınız 1 saatcik için üzülün.

Anladım ki dert sahibi olmak kötü bir şey değildir. Zira dertsiz insan olmazmış. Esas mesele güzel dertlerle uğraşmaktır. Bu uğraşı kendimiz sağlamaz isek, kontrolünü kaybeden beynimiz başı boş biçimde her şeyi dert edinir.

Kitapla ilgili ilginç olan bir diğer şey ise bugüne kadar okuduğum kişisel gelişim kitaplarının tam tersi tavsiyeler vermesiydi. Hala katılmadıklarım var ancak farklı pencerelerden bakmamı sağlayan pek çok konu oldu. Genellikle benzer kitaplarda kendi kendimize söylediğimiz pozitif olumlamaların mutluluk verici olduğu yazılıdır. Mark Manson ise bunların gereksiz olduğunu, iyi hisler kadar kötü hislerin de doğal ve gerekli olduğunu anlatmış. Kısaca diyor ki; kötü hissettiğinizde bu histen kurtulmaya çalışmayın, duygunuzu kabullenin ve böyle hissetmemde bir sorun yok deyin.

Kısaca farklı ve okunası... :)
ECRİN
ECRİN Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı'ı inceledi.
@Raunchy·05 May 18:09·Kitabı okumadı
Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir dünyayı kurtaracak olan şey budur dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek Yaşamak gerek Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak Bu kitabın konusu budur Bu kitap çok güzel bir kitap kafa takmamayı nasıl kafaya takmazsın onu öğretiyor tavsiye ederim
"Her şeyi iyi tarafından görmek" gibi bir şey söylenmekteyse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir.
Bir şeyin iyi hissettirmesi o şeyin iyi olduğu anlamına gelmez,kötü hissettirmesi de kötü olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle duygularımızı sorgulamadan onlara güvenmemeliyiz.
Siz ne yaparsanız yapın, hayat başarısızlıklarla, kayıplarla, pişmanlıklarla doludur ve ölüm vardır.Hayatın önünüze çıkardığı tüm bu tatsızlıkları kabullendiğinizde yenilmez olursunuz. Neticede ıstırabı aşmanın tek yolu önce ona katlanmayı öğrenmektir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
Alt başlık:
İyi Bir Yaşam Sürmek için Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059397254
Orijinal adı:
Subtle Art of Not Giving a F*ck : A Counterintuitive Approach to Living a Good Life
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Butik Yayınları
Baskılar:
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
The Subtle Art of Not Giving a F*ck
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.

Kitabı okuyanlar 5.602 okur

  • Zeynep Günen
  • Dila ozturk
  • Songül Hummadioğlu
  • melekcil
  • Ayça çanakçılı
  • Görkem Demir
  • Öğrt_sem
  • Murat baş
  • Arif Berk Ulkat
  • Reyhan pehlivan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.3
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%17.3
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%19.2
45-54 Yaş
%9.6
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.6
Erkek
%27.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.1 (215)
9
%9.8 (174)
8
%18.7 (333)
7
%18.9 (336)
6
%13.2 (235)
5
%10.4 (185)
4
%5.3 (94)
3
%4.2 (74)
2
%2.7 (48)
1
%4.3 (77)

Kitabın sıralamaları