Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı (İyi Bir Yaşam Sürmek için Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım)Mark Manson

·
Okunma
·
Beğeni
·
10.219
Gösterim
Adı:
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
Alt başlık:
İyi Bir Yaşam Sürmek için Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059397254
Orijinal adı:
Subtle Art of Not Giving a F*ck : A Counterintuitive Approach to Living a Good Life
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Butik Yayınları
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.

(Tanıtım Bülteninden)
Mark Manson, Amerikalı bir yazar. Daha doğrusu bir blog yazarı. Yazarı böyle nitelemeyi daha uygun buluyorum... Amerika'da 2 milyondan fazla takipçisi varmış ve kişisel gelişim alanında yazdıklarını bir kitapta birleştirerek paylaşmak istemiş.

Öncelikle kitap, hiçbir şeyi kafaya takmamayı öğütlemiyor. Kitabın isminden yola çıkarak böyle bir düşüncenin içerisine girerseniz yanılırsınız, onu baştan söyleyeyim. Mark Manson da birçok yerde bu açıklamayı yapıyor okuyucuya. Zaten kitabın ana öğretisinin, önemsiz şeyleri kafaya takmayıp enerjimizi önemli şeylerin üzerinde yoğunlaştırmamız tavsiyesi üzerine kurulu olduğunu düşündüğümüzde yazarın bu tavsiyesini gayet makul bulmak mümkün. Gerçekten de asıl mesele neyi kafaya takacağımızı ve neyi kafaya takmayacağımızı seçebilmemizdir.

Bütün kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi, bu kitapta da yazarın ana amacı insanları mutluluğa ulaştırmak. Mark Manson bu kitabıyla kafamıza taktığımız gereksiz şeyleri ve dertleri önemsiz bularak mutluluğa erişebileceğimizi söylüyor. Sanırım bu kitabı diğer kişisel gelişim kitaplarından ayıran temel özellik de son derece güncel konular üzerine tavsiyeler veriyor olması. Ben yazarın vermek istediği mesajların birçoğunun hayatımızın içerisinde yer aldığını ve birçoğunun hepimiz tarafından kafamıza taktığımız gereksiz ayrıntılar olduğunu fark ettim.

Ayrıca yazar hayatın bazı gerçeklerinin bizim tarafımızdan kabul edilmesini istiyor. Diyor ki: "Siz ne yaparsanız yapın,hayat başarısızlıklarla, kayıplarla, pişmanlıklarla doludur ve ölüm vardır." Yani, ne kadar çabalarsan çabala hayatın içerisinde başarısız olabilirsin ve tam başardım derken kafana bir saksı düşüp ölebilirsin...

Kitabın en beğendiğim kısmı ise, sürekli pozitif olmanın hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkar biçimi olduğunun ifade edildiği kısımdı. Kesinlikle katılıyorum yazara bu noktada. Çünkü sembolik ifadesiyle "pollyannacılık" insanları gülümseyen bir ölüye çevirmekten başka bir işe yaramıyor. Son zamanlarda yaygın bir bakış açısı bu. Birçok kişi her şeyi iyi yanından görmenin kendisini mutlu ettiğini söylese de bu bakış açısı bana göre insan doğasına aykırıdır. Zira hayatta mutsuzluk da vardır, başarısızlık da vardır, kaybetmek de vardır. Mutsuz olduğunda veya başarısız olduğunda veya kaybettiğinde hala gülümseyerek etrafa pozitif ifadeler saçıyorsa bir insan, üzgünüm ama insan olmaktan çıkmış gülümseyen bir ruhsuz robota dönmüş demektir.

Kitapla ilgili eleştireceğim tek kısım ise, yazarın son 50 sayfada konudan saparak kendi başarı öyküsünü anlatmaya girişmesiydi. Bu kısımları oldukça gereksiz buldum. Zira benim bu kitabı okumaktaki amacım Mark Manson'un başarıyı nasıl elde ettiğini öğrenmek değildi.

Son 50 sayfasını saymazsak son derece etkileyici buldum kitabı. Pek bana hitap eden bir tür olmasa da okurken sıkılmadım ve verilen örnekleri güncel bulduğumdan keyifle okudum. Sizlere de hitap edeceğini düşünüyorum. Ayrıca kişisel olarak ben geliştim, tamamım artık gibi düşüncelerle sakın kendinizden emin olmayın. Çünkü "Emin olmak gelişmenin düşmanıdır."
Herkes öyle bir övdü ki bu kitabı, bu tarz kitapları seven biri olarak almadan, okumadan duramadım. Hatta bulabilmek ve ulaşabilmek için epey de çaba sarfettim. Ama sonuç biraz hayalkırıklığı.

Başlarda evet, güzel anlatıyor ama dilini sevmedim derken sonlarına doğru konudan kopmuş olduğunu ve sadece bilgileri kendi düşünceleriyle harmanlayıp insanlara sunmuş, bizde onun birer pr kurbanı olmuşuz hissi inanılmaz ağır bastı. Her yerde bulabileceğimiz kıssadan hisse hikâyeler ile başlayan bölümler, ben de böyle böyle yapmıştım ne kadar da mükemmelim diye biten cümlelere dönüşüyor.
Her bölümün sonunda mutlaka bir övgü hissediyorsunuz, hayır ya degildir derken bile.

Özet olarak her şeyi kafaya takmayın diyor ama bunu uzata uzata anlatıyor ki kitap olabilsin. Başlarda bir yerlerde bağımsızlık özgürlüktür derken, sonlara doğru iyi ki eşime işime bağımlıyım ve özgürüm diyor. Yani başlardaki ile sonlardaki düşünceleri aynı değil. Başlarda her şeyi takan, kariyeri için çalışan insanları kötülerken sonlarda iyi ki bir kariyerim var ve onun için uğraşıyorum demesi kitabı bıraktırma noktasına getirdi.

Ama yine de iyi okumalar okumak isteyene ️
Kitap doğum günümde beni üniversite sınavına hazırlayan ve kendisi gibi tarihçi yapan çok sevdiğim ve değer verdiğim öğretmenim tarafından hediye edildi.
Zaten daha öncesinde de kitabı d&r de görmüş ve bir pr ürünü olduğunun farkına varmıştım. Bu ülkede d&r ne okumamızı istiyorsa onu okuyoruz çünkü. Diyeceğim o ki kitabı kendim zaten almazdım. D&rin çok satanlar rafında bulunan hic bir kitabı almıyorum.
Ayrica youtuber ve bloger ayaği altinda takılan beleşçi aylaklardan da ciddi hazzetmiyorum.
Kitabi okurken çok sıkıldım. Hatta okuduğum sayfayı olduğu gibi bırakıp manikür yaptığim filan oldu. Bu derece sıkıldım. Sanırım ben bu tarz "şunu şoyle yap, bunun farkına var" temalı, başkalarının kendi hayatlarından kesitler anlattıgi kitaplari sevmiyorum.
Yine adam efendi adammış. Hepimizin" bencil, beyni olan ezik salyangozlar" olduğumuzu direkt söyleyemediği için 200 sayfa kıvranmiş durmuş. Hayatin çekilmez ve berbat olduğunu, elimizdeki kartları kullanabileceğimiz en mükemmel şekilde kullanmamız gerektiğini ve sonunda ölümle yüzleşeceğimizi çakozladıgımda 8 yaşinda filandım heralde. Ben kitabı sevmedim. Şöyle aylakları da bloger ayağina allah aşkina zengin etmeyin ya
kitabın yazarı mark manson blog yazarlığından kitap yazarlığına soyunmuş ,internet sayfalarından toplanılarak kişisel gelişim kitabı süsü verilmiş. Çoğu yer birbirinden kopuk hikayelerle bezenmiş ismine aldanmayın.kitabin özeti şu cümleler ‘’ hayat poker oyunu gibidir kimine iyi el gider kimine kötü.iyi elin olmasa bile alacağın risklerle kazanabilirsin’’ falan filan
Şahsen kitap uygulayabilme gücü olanlar için muazzam . Tokat gibi uyarılar içeriyor . Hikayelerle temellendirilmiş bilinçli bir kişisel gelişim kitabı. Cümlelerin altını çizmenizi öneririm . Ayrıca hayattan kopmuş ve amaçsız hisseden kişiler içinde realist bir kitap olmuş. Uygulama da zorluk çekenler eyleme geçmeden evvel açıp altını çizdiği cümleleri kendine yeniden hatırlatsın . Değişim için tek sefer okumak yetmeyecektir:) yineliyorum epey sevdim:)
Okudum okumasına da. Yorumumu toparlayamıyorum:)) doğru bildiğim yanlışlar mı varmış acaba:)) hazmedemedim henüz kitabı. Nedense sonlarına doğru sıkıldım. Kitabın başında hatta 100-130 sayfaya kadar olan tarafını daha çok beğenmeye değer gördüm:) sonlara doğru sıktı.
Kafaya takma demiyor:) kafaya takmaya değecek şeyleri tak diyor:) haklı... çok haklı:)
Bir de sanki olumlama cümlelerinin yanlışlığından/ faydasızlığından bahsediyor. Toparlayamayıp oturtamadığım kısmı buydu:)
Kişisel gelişim kitaplarını genelde sevmem . Akıl vermek gibi geliyor bana, genelde kendi dediğimi yaptığımdan ️ Bu kitabı sevdim , bazen kendi içimde gazlanmaya ya birsen aslında bu böyle değil diye söylenmeye ihtiyaç duyduğumda açıp okuyorum tekrardan . Tavsiye ederim ️ Hayat kurtarmıyor fakat iyi geldiği kesin
"Hayatınızda hangi ıstırabı istersiniz? Ne için mücadele etmeye hazırsınız?" Bu sorunun yanıtı yaşamlarımızın alacağı şekil konusunda çok daha önemli bir belirleyicidir.

Bir oturuşta bitirdiğim muhteşem kitabın özeti diyebiliriz.
Mark Manson'un yazdığı bu kitap hayatımda okuduğum en iyi kişisel gelişim kitabı. Öncelikle bu kitap size hiçbir şeyi kafaya takmama'yı değil, neleri kafaya takmanızı öğütlüyor. Yazar zaten hiçbir şeyi kafaya takmamakta aslında kafaya takmaktır diyor. Diğer kişisel gelişim kitaplarının aksine bu kitap Pozitif düşün, Olumlu ol gibi mutluluk satmıyor, dürüst olmayı ve bazen de kötü gidince bununla yaşamayı öğrenmeyi söylüyor.

Hayatımızı şekillendiren ve bakış açımızı sağlayan öz değerlerimiz ve değer yargılarımızı nasıl değerlendirmemizi ve eğitebileceğimizi anlatıyor. Istırap çekmenin ve başarısızlığın kendisinin ilerleme olduğunu farklı bir bakış açısıyla dile getirmiş.
Kitap size ölümlü olduğunuzu ve neyi kafaya takıp takmayacağınızı hatırlatıyor. Aynı zamanda kafaya taktığımız şeylerin hayatta her zaman var olan sorunlardan kaynaklandığını iyi bir hayat yaşamak istiyorsak hangi sorunları keyifle çözecegimizi bulmanın bizi daha mutlu yapacağını söylüyor.
Başlangıçta çok işime yaramayacağını düşünsem de kitabın ilerleyen bölümlerinde gerek yazarın kendi hayatından kesitler, gerek işlerinde usta ünlülerin başarı hikayeleri ders verir nitelikteydi. Özellikle son bölümdeki Ümit Burnu tasviri kendimi o sahnede hissetmeme sebep oldu.
Küçük sorunları fazla önemseyen kişilere tavsiye edilebilecek kalitede bir kitap.
Bir nesli ve onların hayata bakışını tanımlayan bu kişisel gelişim rehberinde, süperstar blog yazarı Mark Manson, daha mutlu olabilmek için sürekli “pozitif” olmaya çabalamaktan vazgeçmenin ve bunun yerine zorluklarla mücadele etmekte daha azimli olmanın yolunu gösteriyor.

Yıllardır pozitif düşünmenin mutlu ve zengin bir hayatın anahtarı olduğu söylendi. Ama o günler sona erdi. “Pozitifliği boş ver,” diyor Mark Manson. “Dürüst olalım, bazen her şey çok kötü gider ve bununla birlikte yaşamamız gerekir.” Geçtiğimiz yıllarda, sevilen ve çok izlenen Internet bloğunda, Manson, kendimiz ve dünya hakkındaki hayali beklentilerimizi düzeltmek için çalışıyor.

Şimdi de, uğrunda çaba harcanmış ve zor kazanılmış bilgeliğini bu sarsıcı kitapta paylaşıyor.
Manson esprili bir dille anlattığı savlarını akademik araştırmalarla destekliyor. “Hayatımızı düzeltmenin yolu limonlarla limonata yapmak değil, midemizi limona dayanıklı hale getirmektir,” diyor. İnsanlar kusurlu ve sınırlıdır. “Herkes olağanüstü olamaz, toplumda kazananlar ve kaybedenler vardır, olup bitenlerin topu sizin suçunuz değildir ve hayat hakkaniyetli de değildir.” Manton bizi sınırlarımızı öğrenmeye ve onları kabul etmeye davet ediyor. Bunun güçlenmenin gerçek kaynağı olduğunu söylüyor. Korkularımızı, hatalarımızı, güvensizliklerimizi kucakladıktan; ıstırap veren gerçeklerden kaçmaktan ve onları yok saymaktansa onlarla karşılaşmaya hazır olduktan sonra, umutsuzca aradığımız cesarete ve azme kavuşabiliriz.
"Her şeyi iyi tarafından görmek" gibi bir şey söylenmekteyse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir.
Ölüm bizi korkutur. Bizi korkuttuğu için de onu düşünmekten, hakkında konuşmaktan ve hatta bir yakınımız ölse bile, varlığını kabul etmekten kaçınırız.
Tüm ıstıraplarımızı kalıcı olarak dindirebileceğimiz fikrini severiz. Hayatımızın sonuna kadar mutlu ve tatmin içinde yaşayacağımız düşüncesini severiz.
Ama bunların hiçbirini yapmayız.
Freud'un bir zamanlar söylemiş olduğu gibi, "Bir gün geriye dönüp baktığınızda mücadele günlerinizin en güzel günleriniz olduğunu göreceksiniz."
Aristoteles şöyle demiştir: Bir fikri kabul etmeden onunla oyalanmak eğitimli bir zihnin işaretidir.
Kafaya takmamak aslında tersine işler. Pozitifin peşinde koşmak negatifse, negatifin peşinde koşmakta pozitifi yaratır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
Alt başlık:
İyi Bir Yaşam Sürmek için Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059397254
Orijinal adı:
Subtle Art of Not Giving a F*ck : A Counterintuitive Approach to Living a Good Life
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Butik Yayınları
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 589 okur

  • Meryemnur
  • diana
  • Sevilay
  • Nuray Metin
  • Evren Özel
  • Nurettin Taşkın
  • Merve
  • Gökçe Aktaş
  • TheKlass
  • Dicle Yaprak

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.3
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%17.3
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%19.2
45-54 Yaş
%9.6
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.6
Erkek
%27.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.1 (27)
9
%11.6 (31)
8
%23.1 (62)
7
%17.9 (48)
6
%10.4 (28)
5
%12.7 (34)
4
%5.2 (14)
3
%3.4 (9)
2
%1.5 (4)
1
%4.1 (11)

Kitabın sıralamaları