Toprak sahibinin bize gitmemizi söylemesi, traktörün evimizi yıkması, bütün bunlar ölene dek biziz. İster Kaliforniya’ya, ister başka bir yere gitsinler, her biri, acılarımızla yürüyen, dertler törenin mızıka şefi.
Yıllarca süren çalışmayı, güneşin altında çekilen eziyeti satın alıyorsun; dili olmayan bir kederi satın alıyorsun. Ama dikkatli ol bayım. Bu hurdalar ve bu güzelim kısraklarla birlikte, ekilen acıların tohumu düşecek evine ve günün birinde meyvesini verecek. Seni kurtarabilidik ama sen bizi iyice ezdin ve günün birinde sen de ezileceksin. İşte o zaman seni kurtarmak için biz burada olmayacağız.
"İneğine yıldırım çarptığında ya da sel bastığında bir mantık aramazsın. Bu böyledir. Ama bir grup insan seni dört yıl bir deliğe tıkınca, bunun bir anlamı olmalı. İnsan bir şeyler düşünmeli. Beni içeri atıp dört yıl boyunca besliyorlar. Ya bu işi bir daha yapmamamı sağlamalı ya da öyle bir ceza vermeliler ki, korkudan ödüm patlasın."
Yaşamadıkları bir dünyada cennet umudunu ne yapsınlar? Kendi ruhları ezik ve üzgünken kutsal ruhun onlara ne yararı olabilir? Yardıma ihtiyaçları var. Ölmeyi göze almadan önce yaşamaları gerek.