Türkiye’nin Milli Mücadele dönemlerinin sosyolojik yapısını bize en gerçekliği ile sunan bir eser. Şehirleri ve kalabalık bölgeleri, sık sık yazılan eserler sayesinde tanıyoruz. Ya köylüler?
Herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm eğitsel bir roman. Neden mi? Çünkü böylesine cahil kalmış, geri kafalı, çağa ayak uyduramayan, yeniliklere ayak uyduramayan ve milli bilincin olmadığı toplumun nasıl da felaketler içerisine sürüklenebilme ihtimalinin olduğunu gözler önüne seriyor. Ders çıkarılması gereken ve toplumsal farkındalığı geliştiren bir eser olmakla beraber cahil kalmanın utançlığını da yansıtmakta. Romanda bahsi geçen köy, din adamlarının etkisindeler ve onlara taparcasına inanmaktadırlar. Sahi hadi o günleri anlarım da neden bu günlerde de aynı mevzuları aynı problemleri konuşuyoruz?
Ahh bir de eserde güzel bir nokta buldum. Türk gencinin derdi bitmemiş ve bitmeyecek sanırım:
“Burada, bıyıklarını makasla kırptı diye nice fikir ve ümit dolu Türk gencinin kafası taş altında ezildi. Burada, yüzü düşmana dönük, nice vatan mücahitleri savundukları kimselerin eliyle arkadan vuruldu. Burada, milli timsalin, milli bağımsızlık sembolünün yolu kaç defa kesildi ve kaç defa oturdugu şehrin etrafı isyan silahlarıyla çevrildi.”-Yakup Kadri Karaosmanoğlu