1) Nimete nail olan kimse, nimeti veren zata alcak gönüllülük etmek.
2) Nimeti veren zati sevmek.
3) Verilen nimeti gizlemeyip ikrar ve itiraf etmek.
4) Nimeti veren zati medh-ü sena etmek.
5) Nail oldugu nimeti, ihsan eden zatin hoslanmadigi yerde kullanmakta bulunmamak.
Bu bes sükür kaidesi esas oldugundan onlardan bir tanesi bulunmadigi vakit sükür yok demektir.
Cenab-i Hakk‘in kaza ve kaderinden razi olanin mükafati, Allah‘in kendisinden razi olan kulundan razi olmasidir ki, bundan daha üstün bir nailiyet olamaz.
Hazret-i Peygamber Efendimiz buyurmuslardir ki:
„Her kulun, Allah tarafindan taksim olunmus bir rizki vardir. O rizk, elbet ona gelir. Binaenaleyh bir kimse, taksim olunan rizkina razi olursa Allah, o kimse icin rizkindan bereket ve genişlik yaratir. Her kim de o taksime razi olmazsa gelecek olan rizikta bereket ve genislik yoktur.“
Hazret-i Isa Aleyhisselam ile bir abid arasinda söyle bir konusma gecmis:
- Sen ne is yaparsin?
O kimse demi:
-Ibadetle mesgulüm.
-Senin nafakani kim verir?
-Kardesim var, o verir.
-O halde kardesin, senden daha ziyade ibadet etmektedir.
Yani ibadet edenlere yardim ve ihsan etmek ayn-i ibadettir, belki de yardim ettigi ibadetliden ibadetce daha üstündür.