Hayatta kalan onlardı. Açık ağzımla alnımın arasında sıkışmış gözlerim. Üzerlerine binen kaşlarımın perdelediği gözlerim. Ne görüyorlardı ki? Hiç. Titriyorlardı. Gözbebeklerim.
Ölüm ölümdür, lakin hırıltı nedir?
O an. İşte o an. O anlama anı. O bilme anı. O idrak. Hayatın, tam da durduğum yerde durduğu an. Zamanın askıya alındığı o an. Önce ağzım açıldı. Önce ağzım. Kapanmadı. Kapanamadı. Çığlık? Hayır. Sadece açık. Sonuna kadar. Sonsuza kadar! Sonra postallarım. Sanki yerden kesildiler. Belki bir, iki santim.
Ama insanın hayatında, çok az şey insanın istediği gibi oluyordu. Uzmanın eğitimi uzmanlık eğitimiyle sona ermemişti. Hatta yeni başlıyordu. İlk ders. En zor olanı: Erle iletişim kurmak.