Ne dedik, İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn:(Fatiha /4) “Yalnız sana âbd oluyoruz ve yalnız seni istiyoruz.” Bu duayı yaparken Allah’a bir söz verip, bir vaatte bulunuruz. “İyyâke na’budu” dediğimizde; “yalnız sana âbd oluyorum ya rabbi! Ben senin kulunum, kulluğumu, âbdlığımı yalnız sana yapıyorum. Senden başka hiç kimseyi rab olarak, sahibim olarak kabul etmiyorum. Sen benim için nasıl bir hayat takdir etmiş, beğenmişsen onu seçiyor, beğeniyor, seviyor, öyle yaşamaya çalışıyorum; çünkü ben senin âbdınım. İnsanların, başkalarının ne söylediği beni ilgilendirmiyor. Senin sevdiğin gibi, beğendiğin gibi yapmaya çalışıyorum ya rabbi! Hiç kimsenin önünde eğilmiyor, hiç kimseden korkmuyor, endişe etmiyorum; çünkü ben yalnız senin âbdınım. Senin doğru dediğine doğru, yanlış dediğine yanlış, güzel dediğine güzel, çirkin dediğine çirkin, hak dediğine hak, batıl dediğine batıl diyorum. Kim ne derse desin, benim rabbim sensin, doğruyu, yanlışı bilen sensin, ben seni kabul ediyorum” demiş oluruz.
“İyyâke nestaîn” dediğimizde ise; “yalnız seni istian ediyorum, yalnız seni, senin rızanı, dostluğunu, senin sevgini istiyorum, cemalini müşahede etmek, senin sevdiğin, beğendiğin gibi olmak istiyorum ya rabbi” demiş oluruz.
Sonra ne diyoruz?
İhdinâs sırâtel mustakîm:(Fatiha /5) “Bizi sırat-el mustakime hidayet et (ya rabbi).” Allah ayet-i kerimede; “(de ki) rabbim sırat-el mustakim üzeredir”(Hûd /56) buyurur. Başka bir ayet-i kerimede de; Yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân, innehu lekum aduvvun mubîn. Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm.”(Yâsîn /60-61) “Ben size şeytana tapmayın, şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, sadece bana âbd olun, sırat-el mustakim budur, demedim mi” buyurur.
Biri Allah’a âbd olmazsa şeytana âbd olur; yani Allah’ın emrettiği, sevdiği, beğendiği gibi yapmaya