İncelemeye Holden Caulfield tarzında başlayacak olursam, bu kitaba bittim. Öncelikle neden bu kadar gömüldüğünü anlamıyorum, bence oldukça komik ve eğer derinlik arıyorsanız bunu da barındıran bir kitaptı. Evet dili çok "hödükçe", ama zaten kitap 17 yaşında Amerikalı bir ergenin ağzından itiraflar şeklinde yazılmış yani. Ne bekleniyordu, oldukça derin Kafka cümleleri falan mı? Ki eğer aradığınız şey böyle alıntılanacak efsane cümleler ise onlardan da var kitapta bolca.
Konudan biraz bahsedeyim, Holden Caulfield okulundan bilmem kaçıncı kez atılmıştır ve bunu ailesi öğrenene kadar eve gitmemekte kararlıdır. Onun bu birkaç günlük kaçışını okuyorsunuz. Bu kaçışta insanlarla iletişim kurmak istiyor ama bir türlü kuramıyor vesaire. Holden'ın bu kaçışını bize anlatma üslubu oldukça komik, bilmiyorum belki de benimle yaşıt olduğu için kendime yakın hissettim. 40 yaşında birinin bu kitabı okumaya başladığında neden az çok ergen bir aptalın tripleri olarak gördüğünü anlıyorum. Yaşlılar şunu kabul etmeliler, gençler kadar iyi sorular soramıyorlar. Central Park'taki yapay göl kışın donduğunda içindeki ördeklerin nereye gittiği sorusunu bir yetişkin kolay kolay soramaz, çünkü yıllardır yaşadığı tuhaflıkları, soruları göz ardı etmeyi öğrenmiştir. Ama bir genç, özellikle bir çocuk daha yaratıcı şeyler düşünür ve sorar. Holden da en çok bu yüzden çocukları sever herhalde. Tek yapmak istediği bir çavdar tarlasında çocukları yakalamaktır. Kız kardeşi Phoebe ile çok açık konuşur ve herkesten nefret ettiği halde bir tek onunla birlikte olmaktan hoşlanır. Holden insanın büyüdüğünde ne kadar sıkıcı, monoton olabileceğini anlar, kendisinin de bu monotonluk içinde kaybolduğunun da farkındadır. Holden bu açıdan muhteşem bir anti-kahramandır, bir nevi C. veya Meursault işte.
Kitabı okumak