Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre yaşamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu. Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle şeyler düşünmüyor, kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu,
yaşam ürkekliği, geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyük bir boşluk.
Öyle bir aşk yaşamışsındır ki, bir daha böylesini yaşayamam dersin.
Aşk sözcüğüne anlamını veren, bedenin tüm hücrelerinde, sinirlerinin her atomunda duyduğun bir duygudur.
Sonra, bir gün, bir rastlantı, yeniden aynı heyecan, aynı coşku, aynı yoğunlukta yaşanan anlar...
İnanamazsın. Bir düşteyim sanırsın.
Kitaplar da benim için öyledir.
Eski aşklara dönemezsin, ama eski kitaplara dönebilirsin.