cevriye kalbinin tatlı tatlı çarptığını hissediyor, saadetten yanan ve aynı zamanda titreyen ellerini ona doğru uzatıyordu. teni onun tenine şimdi temas edecek, cevriye’nin elleri onun avuçları içinde şimdi saadetin en büyüğünü tadacaktı. bu kadar zaman buraya gidip gelmiş, fakat hiç birbirlerinin ellerini sıkmamışlardı. şimdi o kendisine iki elini birden uzatıyordu.
ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? yoksa yokluğun kendisinden mi? o denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor.
önceki kemoterapiler ve ışın tedavisi kesinlikle yararlı olmuştu ama aynı anda onu hırpalamıştı da. eski kahkahasının, o taze ve neşeli ruh halinin asla geri gelmediğini hatırlıyorum. uzun süreliğine sessizleşiyordu, bazen kendine ait sessiz bir monoloğun içinde sadece başını hafifçe sallayıp duruyordu.