Esra Çakır

Esra Çakır
@cakirresra
Utanç Gömülebilir mi?
Puan vermedi·160 syf.··
2025 17. kitabı
Kuşağının en önemli edebiyatçılarından biri olan Meksikalı yazar, gazeteci ve oyun yazarı Jorge Ibargüengoitia’nın 1977’de yayımlanan Ölü Kızlar’ı, Meksika toplumunu kara mizahın keskin aynasından görmemize olanak sağlıyor. Las Poquianchis vakasından esinlenen roman, Ağustos 2025’te Jaguar Kitap etiketiyle Türkçe’ye kazandırıldı. Elif Kaya’nın İspanyolca’dan çevirdiği metin, Ibargüengoitia’nın ironik üslubunu ve sade anlatımını başarıyla taşıyor. Jaguar’ın özenli kapak tasarımı da eserin ruhunu yansıtıyor. Orijinal görsel yerine kullanılan pembe dantel kurdele motifi, zarafet ve masumiyetin sembolü gibi görünse de romanın içinde işlenen kadın cinayetleri ve toplumsal çürüme temalarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Bu kontrast, kitabın kara mizahını görsel biçimde de hissettiriyor. Jaguar, kitabı sadece bir okuma nesnesi değil, aynı zamanda estetik bir obje hâline getirmeyi başarıyor. Ölü Kızlar romanında ablasıyla birlikte küçük bir kasabada genelev işleten Serafina Baladro, eski sevgilisi Simón Corona tarafından terk edilmenin utancıyla intikam planı kurar. Ancak bu kişisel hesaplaşma, çok daha karanlık bir suç ağını açığa çıkarır. “Merhumu vadiye atmak için taşıdığımız sırada, üstünü örttükleri çuval kaydı ve yüzünü gördüm: Yüz hatları çok keskindi, gözleri çok büyüktü ve açık kalmıştı. Bana adının Ernestina, Helda veya Elena olduğunu söylediler.” Ibargüengoitia, dramatik olayları soğukkanlı bir tanığın sesiyle aktarıyor. Bu anlatıcı, duygudan yoksun diliyle okuru sarsıyor: Kadınların öldürülmesi bir haber satırı kadar sıradanlaşmıştır. Bu tercih, toplumun kadın cinayetlerine karşı kayıtsızlığını ironik biçimde görünür kılıyor. Kahramanlık Mitinin Çöküşü “Baladrolar, 15 Eylül 1961 gecesinde Casino del Danzon’un açılışını yapıyorlar. Açılışa katılanlar arasında
Ölü KızlarJorge Ibargüengoıtıa · Jaguar Kitap · 2025848 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sıradan Hayatların Çekiciliği
Puan vermedi
Bazı öyküler, büyük olaylara ya da sıradışı karakterlere ihtiyaç duymadan okurunu derinden etkileyebilir. Alman edebiyatının önemli isimlerinden Ralf Rothmann, tam da bunu başaran bir yazar. Bugüne kadar yirmiden fazla eseri yayımlanan Rothmann’ın Türkçeye çevrilen altı kitabı bulunuyor. Deniz Kenarında Geyikler, onun dilimize kazandırılan tek öykü kitabı ve anlatım gücünü en iyi yansıtan metinlerden biri. On iki öyküden oluşan kitapla aynı ismi taşıyan Deniz Kenarında Geyikler öyküsü, Rothmann’ın sıradan insanların iç dünyasını nasıl ustalıkla ortaya koyduğunu gösteriyor. Genç bir kadın neredeyse üç yaşına gelen kızı Alina ile yalnız yaşıyor. Eşinden boşanmak üzere ve ekonomik anlamda zor bir dönemden geçiyor. Doktor olmasına rağmen ya bir işi yok ya da daha iyi bir işe geçmek için arayış içinde. Yazar burayı muğlak bırakıyor. Son başvurusunun reddedildiğini düşünürken bir akşam geç saatte bir erkek yönetici arayıp, tekrar görüşmeye çağrıldığını söylüyor. Görüşme sırasında kızını bırakabileceği kişilerin isimlerini düşünürken ne kadar yalnız biri olduğunu anlıyoruz. Daha önce de kendisine yardım ettiği anlaşılan Bayan Lohan’a bırakmaya karar veriyor kızını. Ertesi sabah arabasıyla yola çıkıyor bebeğiyle birlikte. Yolun sonunda taşraya; çıplak ormanlara ve tavşan izleriyle dolu tarlalara ulaşıyorlar. Bayan Lohan’a Alina’yı bırakıyor. Dönüşte fırından yeni çıkmış kek vaadediyor kadın ona. Öykü boyunca anne kekinin kokusu çevremizi sarıyor. Genç kadın iş görüşmesine giderken beyaz, çatı terası olan tek katlı küçük bir evin önünde duruyor. Satılık ilanları var camlarında. Arabadan inip evin yanına gidiyor. Etraf karlı. Tanımadığı bir adam geliyor. Ev için alıcı adaylarından biri olduğunu sanarak, elindeki anahtarla kapıyı açıyor ve içeri giriyorlar. Kimsenin bilmediği,
Deniz Kenarında GeyiklerRalf Rothmann · Metis Yayıncılık · 2009110 okunma
Sınırlı Özgürlük Özgürlük müdür?
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
Sınırlı Özgürlük, Özgürlük müdür? Bazen insan, kaybolduğu kalabalığın içinde bulur kendini… Bu paradoksal durum, Daha Küçük Bir Gökyüzü’nün merkezinde yer alıyor. Deneyimli bir çevirmen olan Gülşah Nazlı Çaloğlu Koç ve Holden Kitap tarafından Türkçeye kazandırılan bu eser, yazarın doğumunun yüzüncü yılında okurlarıyla buluşarak güncelliğini koruduğunu kanıtlıyor. Şiir, roman, eleştiri ve biyografi alanlarında kırk yılı aşkın süren kariyerine birçok eser sığdıran Wain’in 1967 yılında yazdığı ve başyapıtı olarak kabul edilen Daha Küçük Bir Gökyüzü isimli romanına -ki yazar bir röportajında “yalnızlık hakkında sembolik bir novella” olarak tanımlıyor eserini- dair inceleme yazısı yazmak beni heyecanlandırıyor. İyi ki doğdun John Wain… Yalnızlık Ömür Boyu Yalnızlık hissinin pençesinde kıvranıyor insanlık. Birey, anlam arayışı içinde kendi yolunu bulmak zorunda. Yüzeysel bağlantılar bu arayışı bastırabiliyor ama derde çare olamıyor. Bu durum 1960’lar İngiltere’sinde de böyle, 2025 yılında dünyanın herhangi bir ülkesinde de… Son dönemde yapılan uluslararası araştırmalarda özellikle gençler “sosyal medyada bağlıyız ama aslında yalnızız” diyerek rapor sayfaları arasından haykırıyor hepimize. Üçüncü tekil şahıs ile anlatılan Daha Küçük Bir Gökyüzü, yedi karakterin bakış açısıyla okura sunuluyor. Bu teknik detay romanın anlatımını güçlendiriyor. Kırk beş yaşındaki Arthur Geary’nin hikayesi taşradaki aile ve iş yaşamından kaçıp Londra’nın Paddington İstasyonu’na sığınması üstüne kurulu. Son birkaç yıl içinde zihinsel ve duygusal bir değişim içinde olan kahramanımız, ailesiyle birlikte yaşamasına rağmen yalnızlık hissiyle boğuşuyor ve içindeki davul seslerini susturamıyor. Günlerini kendini huzur içinde hissettiği Paddington İstasyonu’nda geçirmeye başlıyor. Geceleri de istasyon
Daha Küçük Bir GökyüzüJohn Wain · Holden Kitap · 2025386 okunma
Doğa Her Şeyi Affeder mi?
Puan vermedi·240 syf.··
2025 6. kitabı
Doğa Her Şeyi Affeder mi? Bu yılın hemen başında açıklanan Haldun Taner Öykü Ödülü’ne lâyık görülen Tuncer Erdem’in son kitabı Kötü Tabiat, İyi Doğa için yazmak ayrı bir keyif veriyor bana. Öykülerinde parça-bütün ilişkisini öne çıkararak kurduğu felsefi ve şiirsel anlatımla dikkatleri üzerine çeken yazar, metinlerine eşlik eden çizimleriyle; hayata dair kavramlar üzerine düşündüren çok incelikli bir kitap sunuyor okurlarına. Tuncer Erdem’in çizgili anlatı üslubu zengin bir görsel deneyim vadederken, şiirsel dilin müzikalitesi öykülerinin akıcılığını da artırıyor. Tuncer Erdem usta bir karikatürist. İlk çizimleri kırk beş yıl önce Ses Dergisi’nin Atmaca mizah ekinde yayımlanmaya başlamış. Zamanla çizdiği yazısız öykülerini şiirsel metinlerle zenginleştiren yazarın bugüne kadar yayımlanan on sekiz kitabının on üçü YKY etiketiyle okurlarla buluşmuş. 2022 yılında ilk basımı yapılan Ben, Bozkır Yeli isimli öykü kitabında “Ben sırf esip geçmem. Sırf yaprakları savurup şapkaları uçurmam. Hikâyeler anlatırım, çizgiler çizerim. Duyan kulaklara, gören gözlere…” diyor yazar. 2019 yılında yayımlanan Kaz Düşü romanındaysa; yok oluşlara, bozulmalara, düşmanlığa ve şiddete karşı dünyaya yeni gelmiş insan düşünü ortaya çıkarıyor. Şehir yaşamındaki yozlaşmayı ve modern zamanların karamsarlığını anlattığı 1996 tarihli Şehrin Ilık Solukları isimli kitabıyla yazar kurduğu özgün anlatı evreniyle çağdaşımız yazarlar arasında önemli bir konumda. Kötü Tabiat, İyi Doğa’da insanın kötü tabiatıyla, doğadaki saflık arasındaki ikiliği sanki on üç farklı öyküyle anlatıyormuş gibi gözükse de yazar aslında başı sonu olan bir bütünü, genel yapısı olan bir hikâyeyi aktarıyor okurlarına. İnsanın açgözlülüğüyle doğayı tahrip etmesine bir kere daha şahit oluyoruz hem de şiirsel bir dil ve eşsiz çizimler
Kötü Tabiat, İyi DoğaTuncer Erdem · Yapı Kredi Yayınları · 202341 okunma
Söylenemeyeni Duyabilmek
Puan vermedi·72 syf.··
2025 7. kitabı
Miray Aydın, Ben Burada Yapamam adlı ilk öykü kitabıyla edebiyat dünyasında kendine yer açıyor. Eylül 2024’te Sel Yayıncılık etiketiyle yayımlanan eserde birbirinden bağımsız on üç öykü yer alıyor. Aydın, öykülerinde bireyin derin iç dünyasını şekillendiren psikolojik ve sosyolojik katmanları birlikte işliyor. Yazar, minimalist bir anlatım tarzıyla, sözcükleri ekonomik kullanarak, süslemelerden arınmış bir yalınlık içinde öykülerini okurla buluşturuyor. Aydın’ın öykülerinde, gözlem gücüyle harmanladığı betimlemeler ve diyaloglar ön plana çıkıyor. Öyküler hem açık ve anlaşılır bir yapı sergiliyor hem de söylenemeyenlerle, anlatılamayanlarla birlikte sezgisel ve örtük bir katman barındırıyor. Özellikle açıklık ile örtüklük arasındaki bu diyalektik denge, Aydın’ın anlatı dünyasını özgün kılıyor. Tematik olarak, öykülerde, ilişkilerdeki iletişimsizlik, şiddet ve duyarsızlık, yalnızlık, kayıp ve yas, gündelik hayatın görünmeyen derinliği gibi konular işleniyor. Aydın bu meseleleri özellikle anne-çocuk, baba-erkek çocuk ve kadınların perspektifinden aktarmayı tercih ediyor. Karakterlerin ifade edemedikleri duygular, söylenemeyenler ve anlatılamayanlar, okurda merak uyandıran bir izlek oluşturuyor. Anlatım tekniği açısından, birinci tekil şahıs anlatıcının ağırlıklı olarak kullanıldığı öyküler, okuru karakterlerin zihin ve duygu dünyasına daha yakın bir pozisyona taşıyor. Aydın, kısa öyküleriyle olay örgüsünden ziyade karakterlerin duygusal ya da psikolojik durumuna odaklanıyor. Büyük olaylardan ziyade gündelik hayatın içindeki “an”ların peşinde bir yazarla karşı karşıya kaldığımızı fark ediyoruz. Bu anların duygu ve deneyimleriyse okuru uzun süre etkisinde bırakacağa benziyor. Kitaptan aklımda yer eden birkaç öyküden detaylıca bahsedeceğim. Cinsellik ve annelik
Ben Burada YapamamMiray Aydın · Sel Yayıncılık · 202436 okunma