"Şaşırdığı pek olmazdı, çünkü onun için kaza beklenen bir şeydi; şanssızlığı sükûnetle karşılar, kaderin cilvelerine şakadan anlayan bir kimse gibi gülümserdi. Yoksuldu, ama kesesindeki neşe bitmek tükenmek bilmezdi. Son meteliğine çarçabuk ulaşırdı, ama son kahkahasına asla."
Sonra odasından çıkmış, kapı aralığında taşların üstüne düşmüştü. O an son nefesini vermişti. Hekimle rahibi çağırmışlardı. Ama hekim geç kalmıştı, rahip geç kalmıştı. Oğlu da geç kalmıştı.
Evi gösterdiler. Kapıyı çaldı. Elinde küçük bir lambayla bir kadın gelip kapıyı açtı. Marius: – Mösyö Pontmercy’nin evi mi? dedi. Kadın kımıldamadan duruyordu. – Burası mı? diye sordu, Marius. Kadın başıyla bir evet işareti yaptı. – Kendisiyle görüşebilir miyim? Kadın olumsuz bir işaret yaptı. – Fakat onun oğluyum ben! dedi Marius. Beni bekliyor. – Artık beklemiyor, dedi kadın. Marius, o zaman kadının ağladığını fark etti.