Chicago trajedisi / Haymarket olayı
1 Mayıs 1886’da ABD’deki işçiler, günlük 12-14 saate varan çalışma sürelerine karşı çıkarak 8 saatlik çalışma talebiyle grevler başlattı. 3 Mayıs’ta McCormick fabrikası olaylarında iki işçinin öldürülmesinin ardından, 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanında barışçıl bir gösteri düzenlendi. Polis gösteriyi dağıtmaya çalışırken kalabalığa atılan bombanın ardından çıkan çatışmalarda 7 polis memuru ve en az 4 sivil hayatını kaybetti. Tarihe Haymarket Olayı olarak geçen bu olay, 1 Mayıs’ın uluslararası işçi hareketinin simgesi hâline gelmesinde önemli rol oynadı. 1889 yılında Paris'te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresi'nde, işçilerin günlük çalışma süresinin 8 saat olması yönündeki taleplerini desteklemek amacıyla 1 Mayıs gününün tüm dünyada işçilerin "Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü" olarak anılmasına karar verildi.
Genel Kültür
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Reklam
Geleceğin uçan arabası baykar el cezeri Gözlerimde yaşlar, dinmedi bugün.. Şarkılar dinledim, olmadı bugün.. Aşıkmışım meğer, anladım bugün.. Gönlümün sevdası, zümrüt gözlerin. Halil Köse Zümrüt Gözlerin Saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin değerli üyesi Halil köse bey zümrüt gözlerin adlı şiirinde gözlerinde yaşlar dinmedi bugün diyerek başlıyor sözlerine ve aşık olanın gözlerindeki yaşların dinmeyeceğini belirtiyor evet aşk Allah Teala yolunda ise kıymetli bir mücevher olur bugün Baykar firması prototip proje aşamasındaki Cezeri uçan araba modeli ile millet sevdasını bir kez daha kanıtlıyor Saygıdeğer okuyucular ve halil köse bey aşığın gözleri ne zaman sevdasına kavuşur o zaman zümrüt gibi parlar cezeri projesi ile Türk insanı şarkılar dinlesede bulamadığı morali yeniden bulacak ve hayata yeniden gülümseyecek cezeri ilk kez ismini müslüman alim ismail cezeriden alarak kökünü geçmişe dayandırıyor geçmişin o güzel insanları bugün yine bize ders ve ibret veriyor Azimüşşan Kuraanı kerimin fatiha suresi ile buyurduğu gibi Allahım bizi rahmet edip esirgediklerinin nimet verdiklerinin yoluna ulaştır nimet verilenlerden biride robot teknolojilerinin öncüsü ismail cezeridir mübarek mücadele suresi buyururki Size öğütlenen budur evet Allah Teala yaptıklarımızdan haberdar olandır 2020 yılında teknofestte tanıtılan el cezeri ise ilk önce havacılıktaki kargoculuğu kolaylaştıracak belkide uçan araba olacak Tusaş gökbey yerli savunma sanayi Göğsümde çalan kornalar Ki Ne metruk bir heceyim ne de Külüstür bir araba hiç değil Ama Sürekli kornaya basan isyankâr bir kız saklı içimde BAŞIMA NE GELDİYSE SEVDİM SEVELİ... Gülüm Çamlısoy @gulum-camlisoy Değerli okuyucular es selam aleyküm ve Rahmetullah saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin kıymetli üyesi Gülüm Çamlısoy isyankar bir
Duygu ve Düşünce
Kimse ben gibi olmadı, kimse gibi olmak istemedim. Görmeden, duymadan, sarılamadan, gözlerinin içine bakamadan, gözlerinden dökülen gözyaşlarını parmaklarım ile alıp toprağa gömüp “bitti bu da sondu, gözlerin acıdan değil mutluluktan yaş dökecek diyemeden” içim yana yana sadece bir kalemin mürekkebine sıkı sıkıya sarılarak verdim tüm mücadelemi. İçinde sen, anahtarı içeride olan çelik bir kapılı bir evin merdivenlerinde divane gibi bir aşağı indim bir yukarı çıktım, gözyaşların ile mücadele ederken kırılmayan, açılmayan o kapının anahtarının içeride olduğunu hatırlatmaya çalıştım, feryat yaşları artmaya başlayınca elimde ne kadar anahtar varsa denemeye olmayınca kapıyı yumruklamaya kırmaya çalıştım. Korkuyorum dedin, kapıya öyle vurma korkuyorum dedin. Burada vakit harcama, kapıyı açmaya çalışma git, kendi hislerin için kendin için mücadele et artık dedin. Çaresizce ses yapmayı bırakıp karşılıklı olarak yaslandık kapıya. Tüm şiirlerimizi, tiyatrolarımızı, filmlerimizi, kitaplarımızı, eserlerimizi o şekilde okumaya, izlemeye, yazmaya çalıştık. Dinlenmiş bir zihnin sana anahtarın içeride olduğunu hatırlattı. Ellerin anahtara her gittiğinde arkandan bir ses “nereye!” dedi. Sustun, kalktın, yer değiştirdin, divane gibi sen de dört döndün evin içinde. Karmakarışık anların, dünyanın içinde elimde fener ile bazen dikkatli adımlarla bazen de “”sağ sola çarpıp şiddetli sesler çıkararak”” yolumuzu bulmaya çalıştım. Pekala ben de insandım. Sevme, sevilme, kavuşma, sahiplenme, kıskançlık, üzülme, haykırma hislerine sahiptim. Tek zaafım vardı bu yolda o da kaybetme korkusuydu. Buna benliğimin hakkı vardı diye düşündüm. Çünkü karşılıklıydık. Şimdi hüküm verilmiş. Karar net bir dille ifade ediliyor. “Kitabın sayfaları yandı, manolya kurudu.” Beni herkesin görmesine duymasına
"Yeryüzündeki cennetin nasıl bir şey olduğunu bilmek ister misiniz? Yeryüzündeki cennet, çalışma ve eylemde, mücadele ve savaşta, cesaretle yaşamakta ve yiğitlikle ölmekte bulunur." Ernst Moritz Arndt
📚Tanınmayı Beklemek: Var Olma Talebinin En Saf Hali🐻 Michael Bond’un hayatı, ilk bakışta sade bir İngiliz yazarın hikayesi gibi görünsede derinine inildiğinde, bu hikaye bir çocuğun dünyayı anlamaya çalışırken biriktirdiği merhametin, sabrın ve sessiz nezaketin zamanla ete kemiğe bürünmesidir. 1926’da İngiltere’de doğan Bond, çocukluğunu 2.Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçirdi. Bombardımanların yankısı, kararan gökyüzü ve özellikle tren istasyonlarında bekleyen yalnız çocukların görüntüsü, onun hafızasında silinmeyen izler bıraktı. Küçük valizler, boyunlara asılmış notlar ve kimlik yerine geçen birkaç kelime… Bu sahneler, yıllar sonra bir masalın en derin yerine yerleşecekti. Bond gençliğinde farklı işlerde çalıştı; bir süre BBC’de kameramanlık yaptı. Ama yazmak, onun için bir meslekten çok bir eksikliği tamamlama biçimiydi, sanki anlatmadığı sürece içindeki dünya yarım kalacaktı.. Bir gün Londra’daki Paddington Station’da, rafın üzerinde unutulmuş gibi duran küçük bir oyuncak ayı gördü. Onu aldı. Belki de o an, fark etmeden yalnızlığı satın aldı ve ona bir isim verdi. 1958’de yayımlanan Paddington Adlı Bir Ayı ile Ayı Paddington, Peru’dan gelen, bir istasyonda valiziyle bekleyen bu küçük ayı, boynunda taşıdığı “Lütfen bu ayıya iyi bakın” notuyla, savaşın ortasında korunmayı bekleyen tüm çocukların sessiz yankısıydı. Ama bu hikaye yalnızca bir kitabın sayfalarında kalmadı.. Yıllar sonra, yaşlı bir yazarın çalışma odasında, zaman neredeyse durur gibi olur. Raflar kitaplarla doludur, pencereden süzülen ışık sessizce yere düşer. Ve Bond, odanın ortasında, yerden biraz yukarıyı işaret eder: “Bana göre o çok gerçek ve yanınızda duruyor.” Orada, görünmeyen ama hissedilen bir varlık gibi, Paddington durur. Ne tamamen hayal, ne de tamamen gerçek, ikisi arasında, insanın kalbine
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam