Okan Çalık

Okan Çalık
@calkokn
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo
Lisans
5 okur puanı
Nisan 2025 tarihinde katıldı
Bazı insanlar vardır; ne kadar gülseler de gözlerinin derinliğinde eski yaraların izi vardır. Çünkü ruh çok fazla acı çektiğinde, talihsizliğe koyu olan bir tat geliştirir. Yaşanan hayal kırıklıkları, kayıplar ve kırgınlıklar zamanla insanın dünyaya bakışını değiştirir. Bir süre sonra beklenmedik kötülükler şaşırtmaz, aksine tanıdık gelir. İnsan, en sert yükleri taşıya taşıya güçlenirken aynı zamanda yorgunlaşır da. Fakat hayatın garip bir dengesi vardır; en çok yara alan kalpler, en güçlü umutları da içinde büyütebilir. Çünkü karanlığı en iyi tanıyanlar, ışığın değerini herkesten daha iyi bilir. Ve bazen insanı ayakta tutan şey, hiç bitmeyen umududur.
Reklam
Bir insanın gerçek karakteri kimsenin onu izlemediği anda ortaya çıkar. Çünkü çoğu insan iyi biri olduğu için değil, yargılanmaktan korktuğu için kurallara uyar. İnsan yalnız kaldığında vicdanıyla değil, arzularıyla baş başa kalır. Ve bazıları karanlıkta öyle şeylere dönüşür ki, gündüz taşıdığı tüm maskeler anlamsızlaşır. Çünkü karakter, insanların önünde sergilenen şey değil, kimse görmezken yapılan seçimdir. Kimse sana bakmadığında, kim oluyorsun?
Yarayı iyileştiren, sıkıntıyı hafifleten en kestirme yol diye bir şey yok. Meseleye kalbin dahil olduysa orada reçeteler, formüller ve kısayollar pek işe yaramaz. Kalp iyileşirken genelde en uzun ve en sancılı yol neresiyse orayı seçer. Perperişan olmadan, dağılıp bin parçaya ayrılmadan toparlanmaz. Çünkü onun derdi alelacele varmak değil, seni işlemek ve dönüştürmektir. Yara ise sana katacağını katar, sonra da yerini ferahlığa bırakıp gider. İyileşmeyi her şeyi unutmak zannediyorsun; oysa iyileşmek, hatırladığında artık eskisi kadar sarsılmamaktır. O insanı özleyebilirsin, beraber geçirdiğiniz günleri özleyebilirsin, onun yanında dönüştüğün kişiyi özleyebilirsin. Bu bir takılı kalma hâli değil, insan olmanın şanıdır…
Kimsenin gece uyumadan önce merak ettiği kişisi değilsin. Kimsenin "ben onsuz yapamam," dediği kişi değilsin. Kolay vazgeçilenlerdensin; hiç tereddütsüz sırtlarını dönüp gidebiliyorlar. Arkalarında ne bıraktıklarını çok da umursamadan kendi yaşamlarının o şaşaalı gürültüsüne katılabiliyorlar. Sen yine o koyu sessizlikle yalnız kalıyorsun. Bu hikâyenin, eve omuzları düşük dönen kişisi sensin. Dünya sırtında bir küfe ağırlaştıkça ağırlaşıyor. Kimse, "dur, sana omuz vereyim" demiyor. El mecbur taşıyacaksın. Bazen durup dinlene, bazen o yükün altında ezile ezile. Belki zaman geçtikçe alışırsın, belki de yolun sonunda güzel bir yere varırsın. Sana da gülümseyen bir yazgı yazılır elbet…
Birini sevmekten vazgeçtiğinizde o kişi bütün büyüsünü yitirir. Eski güzelliği yoktur ve artık herhangi birisidir. Birini senin için özel kılan şey, ona yüklediğin anlamdır. Ondan, yüklediğin tüm anlamları çekip alırsan, geriye içinde yaprak bile kımıldatmayacak o boşluk kalır. Birini yitirmenin sadece onu yitirmekten ibaret olmadığını anladığında yaşam sana gerçek yüzünü göstermiş oluyor. Yitip giden sadece "o insan" değil, yitirdiğin, bir hatıra defteri, bir hafıza kaydı ve belki de en masum hâlini, güzel günlere olan inancını ve kendini de yitirdin…
Reklam