“çok içme, dedi bana. yoksa kötü düşler görürsün. suçlu ve yalnız kalırım karanlığın ortasında. elini tutamam ve notaların hepsi kurşun gibi batar kalbimize.”
çünkü tren yoluna devam eder, tıpkı o duada olduğu gibi. öğrendik renksiz kanlar içinde ölmeyi, çünkü hep kırmızı ölümlere yürüdük. "çocukken ilk karabasanımız çatı katındaki gofretlerdi" diye anlatırken ve kimse görmezken çatı katındaki ilk ayak sesinin tozlarını, tuğlaların söylediği şarkıyı... bir isimdi sanki bu alın yazısı. öyleyse neden annemin kuzu tüylü misafir minderlerini ateşe verdim... neden romatizma ilaçlarıyla intiharlar ettim... sadece senin olan rüyaya sarılıp yeniden uyuyabilmek için.
bataklıkların arasında, yaşamak için, sadece bunun için çırpınan bir çocukluktan geldim. karanlığı, sokak lambalarını kırarak öğrendim. bu bir bedelse, aldattığım tüm duyguları kanayarak ödedim.
"bizi saran sıcaklığın. soğuyan gecelerin. ve geceleri bürüyen yıldızların. ve dolunayın. ve dolunayla birlikte uykusuz kalan insanların. dolunayla birlikte uykusuz kalınan gecelerin soluk, sisli sabahlarında ölümü bekleyen insanların."