Fatih Kurt, Fareler ve İnsanlar'ı inceledi.
15 Mar 15:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"En iyi planları farelerin ve insanların... Sıkça ters gider."
Yazara ilham veren bu satırlar, aslında tamamen özetler bu kitabı. Sorarım sizlere bir cam kırığı mı daha keskindir, yoksa bir düş kırığı mı? Hangisi daha çok can yakar?
George Milton ve Lennie Small birbirine pek de benzemeyen iki kafadardır. Kader bir şekilde yollarını buluşturmuştur. İki yoksul bir şekilde rast gelir ya birbirine, aynen o şekilde... Bu kader arkadaşları bir hayale tutunurlar ve o hayalin bir gün gerçekleşeceği umuduyla bir çok çiftliğe yolları düşer. Lakin bir çoğumuzun da tecrübe ettiği gibi hayaller gönülde durduğu gibi durmaz ve beklentilerimiz bir şekilde boşa çıkar. Onlarınki de öyle oldu.

Yaşlı Candy ve köpeğinin hikayesi ile George Milton ve Lennie Small'un hikayesi birbirine çok benzer. Tek farkla:
"George" dedi Candy.
"Hıı?"
"Köpeğimi ben vurmalıydım George. Bir yabancının köpeğimi vurmasına izin vermemeliydim."

Son olarak şu satırları da eklemeden geçmeyeyim:
"İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun."

Filiz Taşcı, bir alıntı ekledi.
26 Şub 18:59

Kendime Ait Bir Oda
"Her can kırığı, ruh için bir talimdir. Kalp incindikçe, ruh inceldikçe güçlenir."

Kafka Okur Sayı 10, Kolektif (Sayfa 34 - Esra Pulak)Kafka Okur Sayı 10, Kolektif (Sayfa 34 - Esra Pulak)

Yorum Ve Şiir Bana Aittir / Oysa Herkes Beni Güleç Tanır
https://www.youtube.com/watch?v=vFCBWSdBidU

Oysa Herkes Beni Güleç Tanır

Yalnızlığım saklı durur zulamda
Tebessümler takarım her sabaha
Muş gibi yaparım günün telaşında
Oysa gün gecenin zülfüne değdiğinde
Bir yılkı atı soluyarak çeker bütün yükümü
Getirir heybesinde günden kalan ne varsa azar azar
Sebebine âmâ olduğum atlasıma dokurum
Hiçlikten gülkurusu bir renk iliştiririm
Lacivert geceme sen diye düğümlerim
El ayak çekilince yıldızları toplar gecenin ferini söndürürüm
Ve gözümden iki damla yaş akar yüreğimden sen geçerken
Topuk topuk izin kalır can kırığı, yâr kesiği sızım kalır
Ve tan atarken yastığımda gizin kalır, oysa herkes beni güleç tanır
27.11.2017

Onur Değer, bir alıntı ekledi.
 27 Eki 2017 · 8/10 puan

Öyle ya güzelim!
Ne kadar uzun olursa olsun ömür, gelip bir anın yanı başında seraba dönüşüyor, tükeniyor.
Hep, bu anı uzaklarda bir yere iteleyerek avunduk, meçhul zamanlara saklayarak oyalandık.
Oysa, her an bir önceki anın ölüsü değil miydik? Ve sen ve son an...
Diğer anlardan hiç farklı değilmiş. Geride ister bir yıl, ister bin yıl bırakmış olsan da, hepsi kısa, hepsi rüya, hepsi gelip geçmiş. Gelmiş ve geçmişmiş...
Gerçeklik şimdi şu sıradan anda saklı dememiş miydik?
Kendini zamanın keskin ucuna vuranlar ölümün ve yaşamın gerçeğini kavrayabilir ancak diye uzun uzun konuşmamış mıydık?
Derin mavi gözler ne çok susuyor, ne çok konuşuyor şimdi.
Mahzun, buruk ve hafif bir tebessüm neler söylüyor şimdi?

Doğru ya; ölümü planlayamazdık.
Hesaba gelmiyor son an.
Dört işlemin dördünde de, elde hep bir kalıyordu.
Hep burada kalıyorduk tarih kitaplarına göre.
Biz yaşayanlardık, başkaları ölü, başkaları eski,
Başkaları geçmiş, başkaları bir taş ve biraz toprak...
Hayat bilgisini hep yaşamaya göre yazmışlardı.
Ölüme dair dipnotlar incecikti.

Başkaları iki tarih arasında kısacık bir çizgiydi.
Sen ve ben, sonsuza kadar uzatıyorduk tenimize teğet geçen ömür çizgisini.
Hep uzun yaşamak istedik, hep yarınlara yaslandık, hep sonralara saklandık, hep ötelere sığındık.
Meğer, mavi de olsa gözlerin, deniz bitermiş, Okyanus çekilir, sular boşluğa düşer, dal kırılır, zaman tükenirmiş...
Ertelediğimiz şey hep yanı başımızda dururmuş.
Unuttuğumuz gerçek, ayak ucumuzda dolanırmış.
Rüzgâr böyle esermiş işte.
Bizim de yakınımızdan geçer, yüzümüzü yalayabilir, gözümüze değermiş zaman.
Yangın eteğimizden eksik olmamış meğer. Küllerimiz çoktan göğe savrulmuş ve güllerimiz hepten göle düşmüş...
Yitik bir sevda masalının kahramanı dolanıyormuş bedenimizde.

Ne çok şey gitti seninle.
Sen ne çok şeymişsin meğer.
Deniz sende birikirmiş.
Gök senin kanında yükselir, dağlar senin teninde büyür, bahar senin gözlerinde dirilirdi...
Meğer ki ben...
Yazık ki ben...
Esef ki ben...
Kalbi mühürlü, gözleri perdeli...
Sağır ve dilsiz bir ben kalmışım.

Eğilip savrulmuyorum rüzgârda.
Benim fırtınalarım suskun, sularım hâlâ durgun ve yapraklarım kıpırdamıyor.
Gözlerime mavi düşmüyor, yüzüme toz bulanmıyor.
Toprağa uzak yürüyorum, duvarlarını kalın ve direngen.
Soluk değil fotoğrafım
Yüreğim uzun zamanların nabzını konuk ediyor.
Güllerim solgun değil!
Böyle zannediyorum
Zannediyordum.
Yüzümü yüzünde görene değin, rüzgâr dokunmadı toprak değmedi yüzüme...

Ne ki çok oldu.
Çokça unuttum.
Sen eskiler arasında kayboldun.
Senin sızın, derin acın yüreğimde gömülü kaldı.
Sensiz yağmurların açtığı yaralar kapandı.
Kaç bahar geçti senin üzerinden?
Ve kaç bayram sensiz sevinçler yağdı yüreğime?
Seni bir taşın dibinde sessiz bıraktım ya, tanıdık ve âşinâ bir mezar oluverdin...
Senin gidişin de kanıksandı, senin yokluğun da normalleşti.
İki tarih arasındaki kısacık çizgiye sen de yakıştın...
Gittin, gidenler arasında kaldı hayalin.

Çok zaman oldu.
Mercan bakışına dolan denizlere varmayı göze alamadım.
Son mavi ile yüzleşecek yüzüm yoktu.
Geriye, bir sözlerim kaldı.
Gözlerinden haber veren sözlerim...
Mavi değil kelimelerim; kara, kapkara... Gözlerine yabancı duracak bu kara satırlar,
biliyorum,
Bakışına karşılık veremeyecek kadar solgun ve kör bu harfler.
Hüznün ateşine bîgâne, zamanın rüzgarına dargın bu sözler.
Bir duru tebessüme karşılık veremeyecek kadar dolambaçlı, dolaylı, karmaşık, iğreti ve katı bu cümleler.
Ölüme yakın değil bu satırlar.
Ölümden hiç söz etmiyor, ölümü hiç hecelemiyor harfler.
Sadece seni hatırlıyor, seni hatırlatıyorlar.
Yanı başındaki taş gibi... Sessiz, katı, soğuk ve sağır...

Renksiz; asla mavi olamaz.
Mavi değil yazım...
İçinde inci mercan bulunmaz,
Üstüne yağmur düşmez,
Yüzünü de üşütmez.
Deniz değil.
Rüzgâr değil.
Gözlerin hiç değil.
Mavi değil gözlerim.
Ölüm değil yaşadığım.
Şimdilik unutulanlar arasında değil adım. Şimdilik sessiz, katı, soğuk ve sağır
bir mezar taşının yanındayım.

Can Kırığı, Senai Demirci (undefined)Can Kırığı, Senai Demirci (undefined)
Hayrunnisa, bir alıntı ekledi.
19 Eki 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

En derin yaralarla başlar en derin gülücükler...
En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı...
En derin denislerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı...

Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 7)Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 7)
Esma Nur, bir alıntı ekledi.
29 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Şımaracak kimsesi olmayınca insan birden büyür ya.

Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 36)Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 36)
Esma Nur, bir alıntı ekledi.
29 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Biliyor musun Gülüm, herkesin çocuklarına bakıyorum ama bizim çocuğumuz hepsinden daha güzel. Dünya onu kabullenmese de benim umrumda değil. O benim yavrum.

Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 56)Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 56)
Esma Nur, bir alıntı ekledi.
29 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Gülümse lütfen...
Yüzünün sadakası yeter beni zengin etmeye.

Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 35)Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 35)
Esma Nur, bir alıntı ekledi.
28 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Arkanıza yaslanın ve düşünün...
"Ölüm olmasaydı ne olurdu?" diye...
İnsanların ölümsüzleştiğini düşünün...
Ne olurdu halimiz, kim tutardı insanoğlunu?
Kim frenlerdi ihtirasını?
Azgınları, sapkınları, zalimleri, kâfirleri,
Hainleri, gafilleri kim zapt ederdi?
Nemrutlardan bunaldık mı?
"İyi ki ölüm var" deyip teselli oluyoruz...
Firavunun zulmünden gına geldi mi?
"Ölüm var" deyip teselli oluyoruz...
Zalimlerin eline düştük mü,
"Ölüm var" deyip teselli buluyoruz...
Ya ölüm olmasaydı, ne teselli ederdi bizi...
Ölüm herkes için en adil eşitliktir.
Çünkü toprak olmayacak olan yoktur.
Herkes geldiği yere iade edilecektir...

Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 9)Can Kırığı, Safiye Çetinkaya (Sayfa 9)