O halde dünya kime ait? Hiçbir özel ırka, hiçbir özel ulusa değil. Tarihin öteki anlarından çok daha fazla olarak orada kendine bir yer açmayı isteyen herkese ait. (sayfa 103)
Ülkesi dini ve mezhebi olarak bölünmüş olan yazar Amin Maalouf aslen Lübnanlı olup Fransa'ya yerleşmiş ve orada yaşamaktadır. Kendisine daha çok Fransız mı, Lübnanlı mı hissediyorsun diye sorulduğunda ‘’Her ikisi de’’ diye cevap verdiğini yazmakta kitabin hemen başında. Kültür, dil, din, mezhep, milliyet farklarını, bu farklılıklardan dolayı gelişen iç savaşların neticelerini iliklerine kadar hissetmiş olan Amin Maalouf’un ‘’Dünyalılaşma’’dediği, herkesin birbirini anladığı, sevdiği, saygı duyduğu, empati yaptığı barış dolu bir dünya hayali var. Sırp bir anne ile Hırvat bir babadan olan bir kişinin, Hutu anne ile Tutsi babadan olan kişinin her iki kimliği de özümseyebilirse yani ona ait olduğunu hissederse hiç bir zaman karşı tarafa etnik katliam yapmayı düşünemez diye çok güzel ve benimde çok hoşuma giden bir tespiti var. Gerçekten de anne babamızı seçme şansımız olmadığı gibi, doğduğumuz coğrafyayı, ülkeyi, milliyeti seçme şansımız da yok. Tıpkı birbirinden nefret eden milletler gibi. Ne diyelim bir gün belki herkes yazarın tabiriyle dünyalılaşır. İyi okumalar.
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma
Selanik'te bir köşke ailesi ile birlikte sürgüne gönderilen Abdülhamit Hanın sağlığından sorumlu bir doktorun anılarından yararlanılarak yazılmış bir kitap. Doktor Abdülhamit Han’dan nefret eden bir şahıs, her gün uzun uzun yapılan sohbetlerden sonra nefreti yumuşamaya, hatta bazı konularda hak vermeye başlar. Sürgünün ilk gününden itibaren öldürülmeyi bekleyen devrik padişahın ruh hali, balkanlar elden giderken çırpınışları, Osmanlının neden bu hale geldiğine dair öz eleştirileri, aile hayatı... Değişik bir bakış açısından, Livaneli'nin kaleminden okumaya değer.