• 320 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Denemeler isabetli ve uygulanabilir. Bacon'un sağduyusu yüksek, bakışları keskin, tecrübesi derindir. Fikirleri parlak ve sade olup çoğu kez Kutsal Kitap âyetlerini de dayanak olarak göstermiş yazdıklarına. Koyu bir Hristiyan ve natürist yani doğacı ayrıca empirist yani deneyci. Çok titiz ve ince bir adam. Bu kitap gerçekten bana ileri görüşlülük kazandırdı.

    Bu kitapta - daha önce hiçbir kitapta yapmadığım kadar - pek çok notlar tuttum ve cümlelerin altını çizdim. Yalnız Bacon'da da diğer tanıdığım birkaç filozof gibi Hristiyanlığı yücelterek övüp İslâm Dini'ni ve Peygamber Muhammed'i karalamış ve alaya almakla kalmamış bazı yerlerde Bacon Türklere de dil uzatmıştır. Bazı alıntıları sizlerle paylaşacağım:

    "Kaba ve bayağı Türk askerlerinin evliliğe küçümseyerek baktığını biliyorum."

    "...Türklerin haşin ve yabanıl yaradılışlı olduğu görülür."

    Öyle ya, tüm Batı ve Avrupalıların gözünde Müslüman demek Türk demektir. İslâm'ı yaymaya çalışan hangi millet, ırk, etnik unsur varsa tümü de Türk'tür. Batı, Haçlı Seferleri'ni düzenlerken Araplara "Arap" demiyordu. Çanakkale'de boğazları kesilen Kürtlere "Kürt" demiyordu. Bosna-Hersek'te Sırplar ve Hırvatlar katliam yaparken Boşnaklara "Boşnak" demiyordu.

    Belki, Bacon'un bu gibi örnekleri o zamanın egemen imparatorluğu Osmanlı'ya karşı bir nefret ve düşmanlıktan ileri gelebilir.
  • 194 syf.
    ·2 günde·1/10
    .

    Dünya üzerinde herhangi bir insanın zekâsını tartışmak, ileriliği geriliği üzerinde fikir yürütmek bence ahmaklık göstergesidir. Hele bir insanın kendini çok zeki, etrafındakileri işe yaramaz, aptal, kendinden aşağı göstermesi, eleştirdiği insanları değil kendini alçaltan bir tutumdur. Yani, bence öyledir !

    Kitabı bitirdikten sonra, “Keşke okumasaydım.” demiştim ama biraz düşününce “Yok yok okumam iyi oldu.” dedim. Necip Fazıl hakkında birileri bana, egoist kendini beğenmiş biri deseydi, “Hadi ordan sen de!” der, kâle almazdım. Kendi hayatını kendinden okudum ve kendisi hakkında gerçekten hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.
    Şimdi bazı arkadaşlarım, bu yorumuma muhalefet edip “O’nun egoistliği Allah içindir. Devrin şartlarından ötürüdür, kendine saldıranlara karşı direnç göstermedir.” diyebilir.
    Peşinen belirtmeliyim ki, hiç de öyle düşünmüyorum. Necip Fazıl’ın sanatçılığı, zekası, yeteneği hakkında hiç kimseden eleştiri okumadım, duymadım diyebilirim.
    İnsanız, elbet de sevdiğimiz sevmediğimiz, doğru bulup eğri bulduğumuz taraflar olacaktır, icabında eleştirecek yorumlayacağız ama hiç mi yetenekli insan yoktu? Herkesi bir küçümseme herkesi bir yetersiz görme ..
    Nazım Hikmetof’tan tutun da Ziya Gökalp’e, Hamdullah Suphi’den tutun da Yahya Kemal’e .. herkes kötü, hiçbirinin edebiyatçılığı beş para etmez de bir sen mi iyisin?
    Olmadı Üstat ! Kişi mütevazı olmalı.

    Kendi nasıl zengin bir ailece, ne derece şımartılmış büyütüldüğünü zaten anlatmış. Gerçi hayat bu, herkes eşit şartlarda doğup büyüyemez ama bunun olumsuz etkisi maalesef üstünden gitmemiş.

    Ayrıca kafamı kurcalayan bir konu daha var;

    Çanakkale Savaşı sırasında bahriye okulunda öğrenciymiş, sağlıkla ilgili askerliğe mani hiçbir durum söz konusu değil, okul bitmeye yakın okuldan ilişiği kesilmiş,', sonra Erzurum’a dayısının yanına gelmiş, ardından İstanbul’a dönmüş. Yani bu süreç 17 – 18 – 20 li yaşlarına tekabül ediyor. Ülkede kurtuluş savaşı yılları, herkes canını dişine takmış canla başla mücadele ediyor. Bizimki sağda solda kendine gelecek kurma peşinde. Acaba niye cepheye katılmamış?
    Kitap boyunca da Cumhuriyete, dönemin ileri gelenlerine giydirmeyi ihmal etmiyor. Vallahi babam da olsa kusura bakmasın, sen zengin deden sayesinde güvenli, gayet hoş konaklarda keyif çatarken, dayının yardımıyla Erzurum’dan Kars’a meyve satmaya giderken ben çekirge unundan yapılmış ekmek yiyerek Medine’de Peygamber Efendimiz’in kutsal emanetine sahip çıkmaya çalışıyorsam, o yoklukta imkânsızlıkta üç kıta yedi iklimde canımı sebil edip oluk oluk kanımı akıtıyorsam, fırtına dindiğinde, masaya oturulduğunda senin değil benim dediklerim olur.

    Kitabı iyi ki okumuşum, bence siz de okuyun.

    23.01.2020 23.00 Erciş

    .
  • ''Düşman gemilerinin edepsiz bir kibirle Boğaz`dan geçişleri gözümün önüne geldi. Bunu geriye itmek, unutmak istedimse de beceremedim. Önce on torpido, ortada kruvazörler, arkada, dretnotlar, hiç bitmeyeceklermiş gibi temiz Marmaramıza giriyorlardı. Yirmi ikisi İngiliz, on ikisi Fransız, on yedisi İtalyan, dördü Yunan`dı. Çanakkale savaşlarımızın bilançosu iki yüz elli bin ölüymüş... Böyle namussuz bir sonuç için bu kadar korkunç bir bedel nasıl ödenir?''
    Kemal Tahir
    Sayfa 24 - İthaki Yayınları
  • Bağımsızlık Savaşı’nın ilk yıllarında Mustafa Kemal Paşa ile Sovyetler Birliği Lideri Lenin arasında çok verimli bir dostluk kurulmuştur.
    16 Mart 1921 tarihinde yapılan Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması çerçevesinde Rusya, önemli ölçüde Türkiye’ye silah göndermiş, borç para vermiştir.

    Değerli Dostlar,

    Tam 100 yıldır Rusya ile aramızda hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştır.
    Son zamanlarda yaşanan ufak tefek pürüzlerin de sorumlusu Ruslar olmamıştır.
    Dost Rusya, Türkiye’de çok önemli sanayi yatırımların yapılmasında birinci derecede yardımcı olmuş, şu fabrika ve işletmeleri kurmuştur:

    • Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası (1935)
    • Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası (1937)
    • Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası (1958)
    • Artvin Lif Levha Fabrikası (1959)
    • Çayırova Cam Fabrikası (1959)
    • Aliağa Rafinerisi (1967)
    • Seydişehir Alüminyum Tesisler (1969)
    • İskenderun Demir Çelik Fabrikası (1970)
    • Arpaçay Barajı (1975)
    • Orhaneli Termik Santrali (1979)
    • Oymapınar Barajı (1984)
    • Akkuyu Nükleer Güç Santrali (2010)

    Ruslar, bu fabrikaları ve işletmeleri “Anahtar Teslim” kurmuşlardır.
    Ruslar, bu fabrika ve tesislerde çalışacak başta Türk mühendisleri olmak üzere tüm elemanları Rusya’da eğitmiştir.
    Türkiye tüm bu fabrika ve işletmelerin ücretini nakit para olarak değil, Rusya’ya sebze, meyve, narenciye göndererek ödemiştir.
    Bu fabrika ve işletmelerin kurulması sırasında ve sonrasında Rusya-Türkiye arasında hiçbir sorun yaşanmamıştır.

    Değerli Dostlar,

    Yukarıda sıraladığımız fabrika ve işletmeleri kuran Rusya, hiçbir zaman Türkiye’de bir ASKERİ ÜSS kurma talebinde bulunmamış, Rusya kendisi için hiçbir konuda ayrıcalık yapılmasını istememiştir.

    Değerli Dostlar,

    Şimdi gelelim Amerika’nın (ABD) ne denli dost olduğuna.
    Türkiye, 1952 yılında NATO’ya girdi.
    NATO demek, ABD demektir.
    1952 yılından sonra Türk Ordusu’nun yönetim ve denetimi tamamen ABD’nin eline geçti.
    ABD’nin ajanları yalnız Türk ordusunun içine girip örgütlenmekle kalmadı! ABD ajanları, Hükümetin, Meclisin, Yargının, tüm devlet kurumlarının, belediyelerin, üniversitelerin, siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, tarikatların da içine girip yuvalandı.
    Peki, 70 yılda ABD, Türkiye’de herhangi bir fabrika kurdu mu?
    ABD, Türkiye’de hiçbir fabrika kurmadığı gibi, 1983 yılında Türk hükümetlerine şu emri verdi: “Sanayi yatırımı yapmayacak, asla fabrika kurmayacaksınız! Devletin elindeki tüm fabrikaları da satacaksınız!”
    ABD’nin bu emri, 37 yıldır yürürlüktedir.
    ABD, ne fabrika kurdu ne de kurdurdu, ama Türkiye’nin dört bir yanında, kendi çıkarlarını koruyacak ASKERİ ÜSSLER KURDU. İşte onların başlıcaları:

    • İncirlik Üssü, Adana
    • İzmir Hava Üssü
    • Kürecik Üssü
    • İstanbul, Şile Üssü
    • Konya Üssü,
    • Balıkesir Üssü
    • Muğla Üssü
    • Ankara Ahlatlı Üssü
    • Amasya-Merzifon Üssü
    • Çanakkale Üssü
    • Diyarbakır-Pirinçlik Üssü
    • Eskişehir Üssü
    • İzmit Üssü
    • Kütahya Üssü
    • Lüleburgaz Üssü
    • Sivas-Şarkışla Üssü
    • İskenderun Üssü
    • Ordu-Perşembe Üssü
    • Rize-Pazar Üssü
    • Erzurum Üssü
    • Van-Pirreşit Üssü
    • Mardin Üssü
    • Tekirdağ-Çorlu Üssü
    • Gaziantep-Batman Üssü
    • Adana-Hatay Toroslar, CIA Gladio Eğitim Üssü

    Değerli Dostlar,

    Hiç kimseyi öldürmediği halde, idam edilerek öldürülen Deniz Gezmiş, mahkemedeki savunması sırasında şöyle demişti:
    “103 tane ABD üssü olan bir ülkede, vatan hainliği ile suçlanmamız gülünçtür! Siz bu suçla kendinizi yargılayınız!”

    Değerli Dostlar,

    ABD’den Türkiye’ye hiç yardım gelmedi mi?
    Geldi, ben tanığım.
    Marshall Yardımı adı altında okul çocuklarına; iğrenç kokulu süt tozundan süt ve bebek kakası renginde peynir gönderdiler. Sevgili Annem, “sakın bunları ağzına koymayasın!” diye sıkı sıkı tembih etmişti!

    Değerli Dostlar,
    Çoğunu bildiğiniz konuları ben size neden hatırlattım?
    Suriye ve Libya’da olanlar nedeniyle çok yoğun günler yaşıyoruz. TV kanallarında, gazete köşelerinde yorumlar gırla gidiyor.
    FOX TV’yi en doğru, en korkusuz, en yiğit haber kanalı olarak tanıtan Fatih PORTAKAL, dış siyasette olanları değerlendirirken ABD’yi eleştirir gibi yapıyor ve hemen ekliyor: RUSYA’YA DA GÜVENİLMEZ. AMAN DİKKAT!”
    100 yıldır Rusya Türklere hiçbir yanlış yapmadı! Fatih Portakal ve onun gibilere sorsak, 100 yıldır bize gerçek bir dost gibi davranmış olan Rusya’dan acaba şimdi ne tür tehlikeler bekliyorlar?
    Fatih Portakal ve onun gibiler, Rusya karşıtı “algı operasyonu” yapmak istiyorlar.
    Özgür akıllı yurttaşlarımızın bu tür algıları yutmayacağı kesindir.