• Halep vapuru, normalde İstanbul Boğazında çalışan, şehir hatları vapuruydu. Çanakkale Savaşı nedeniyle cepheye erzak götürüyor, dönüşte yaralıları taşıyordu. Mustafa Kemal’i getirdikten kısa bir süre sonra, Marmara denizine sızan İngiliz E-11 denizaltısı tarafından vuruldu, 200 şehitle birlikte sulara gömüldü. Halep vapuru Mustafa Kemal’i taşırken vurulup batsaydı, tarih başka türlü akacaktı...Kader çizgisi, henüz dünya sahnesine çıkmamış olan Türkiye Cumhuriyetine bir kez daha kıl payı yardım etmişti.
  • Ölmeden mezara koydular beni...
    Oooof...Gençliğim eyvah...

    Çanakkale geçilmiş,İstanbul işgal altında...Türkiye ve İstanbul ıstırap ve karanlıklar içinde...Bir milyona yakın şehit ve kayıp vermiş,yorgun,umutsuz...
  • 1933…
    Cumhuriyet on yaşına gelmişti.
    Onuncu Yıl Marşı için yarışma açıldı.
    Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar'ın yazdığı sözler seçildi, Cemal Reşit Rey tarafından bestelenecekti.



    Mustafa Kemal güfteyi görmek istedi.
    Getirdiler.



    Çıktık açık alınla on yılda her savaştan
    On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan
    Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan
    Bir baca yükseliyor, durmadan her yamaçtan



    Okudu.
    Son dizenin üstünü çizdi.
    “Demir ağlarla ördük, anayurdu dört baştan” yazdı.



    Sonra da Behiç Erkin'e döndü.
    Çanakkale'den beri arkadaşıydı.
    İstiklal Madalyalı milli mücadele kahramanıydı.
    Devlet demiryollarının kurucusu ve ilk genel müdürüydü.
    “Sizlerin bu on senedeki emeğiniz iyi ifade edilmiyordu, o nedenle o mısrayı değiştirdim” dedi.



    Türkiye Cumhuriyeti'nin on yıllık mucizevi kalkınma hamlesine imzasını atan Mustafa Kemal… Zihinlere mıh gibi çakılan “demir ağ” metaforuyla, Onuncu Yıl Marşı'na da imzasını atmıştı.



    Behiç Erkin…
    İstanbul doğumluydu.
    Mustafa Kemal'den beş yaş büyüktü.
    Kurmay subaydı.
    Lojistik dehasıydı.
    Çanakkale'ye asker ve mühimmat sevkiyatında inanılmaz işler yapmıştı.
    Memleket işgal edilince Anadolu'ya geçti, milli mücadeleye katıldı.



    Mustafa Kemal çağırdı…
    “Ben cephede ne yapılması gerektiğini biliyorum, sen cepheye askerin mühimmatın erzağın nasıl getirilmesi gerektiğini biliyorsun, demiryolları işin ehli biri tarafından yönetilmezse bu işi yapamayız, demiryolları sana emanet” dedi.



    Behiç Erkin, Mustafa Kemal'i yanıltmadı.
    “Türkler demiryolu işletemez” önyargısını tarihe gömdü.
    Savaştan sonra demiryolu okulu açtırdı, uzman personel yetiştirdi.
    Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nın kurucusu ve ilk genel müdürü oldu.
    O yokluk döneminde memleketin demirağlarla örülmesinde birinci derecede katkısı oldu.
    İşletme dilini Fransızca'dan Türkçe'ye çevirdi.
    Demiryolları müzesi kurdu.
    Sonradan İstanbul Teknik Üniversitesi adını alacak olan Mühendis Mektebi'ne özerklik kazandırdı.
    Milletvekilliği, bakanlık, büyükelçilik yaptı.



    Kurtuluş Savaşı'nın en kritik günlerinde, Mustafa Kemal bir telgraf göndermişti.
    “Sevkiyatı hızlandırın, trenleri son sürate çıkarın, geciktiren idamla cezalandırılır” diyordu.
    Behiç Erkin cevap telgrafı gönderdi.
    “Bu hat 40 kilometreden süratli gitmeye müsait değildir, hızlandıralım derken tek bir sevkiyat bile yapamayabiliriz, emrinizi aldım, bu nedenle uygulamadım, ikinci emrinizi bekliyorum” diyordu!
    Mustafa Kemal'den tekrar telgraf geldi:
    “Sen nasıl uygun görürsen Behiç…”



    İşte bu diyalog ve bu karakter nedeniyle, Mustafa Kemal tarafından Behiç'e Erkin soyadı verildi.
    Mustafa Kemal bizzat kendi el yazısıyla Behiç'e gönderdiği mektupta, Erkin'in anlamını şöyle yazmıştı: “Her şart altında kendi doğrularını dile getirme cesaretini gösteren, bağımsız kişi…”



    Behiç Erkin gerçekten her şart altında kendi doğrularını gerçekleştiren, bağımsız kişiydi.
    İkinci Dünya Savaşı'nda Fransa nazi işgali altındayken, Paris Büyükelçimiz'di.
    Müthiş bir insanlık örneğine imza attı, 20 bine yakın Yahudi'ye Türk pasaportu vererek, Türk vatandaşı gibi göstererek, ölümden kurtardı.
    “Türk ulusu adına konuşuyorum, Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde din, dil, ırk ayrımı yoktur, vatandaşlarımıza dokunamazsınız” dedi.
    20 bin insanı kurtardı.



    1961'de rahmetli oldu.
    Vasiyet etmişti…
    “Beni, ilk demiryolu genel müdürlüğü görevini üstlendiğim Eskişehir'e, İzmir-İstanbul-Ankara hatlarının birleştiği yerde toprağa verin” dedi.
    Orada yatıyor.



    Ve şimdi bakıyoruz geldiğimiz noktaya…
    Millete kahkahayla küfür eden havuzcu müteahhitler, havuzcu müteahhitlerle al takke ver külah siyasiler, yabancılara akıtılan milyar dolarlar, sırf kendilerinden olduğu için demiryollarına sokuşturulan liyakattan uzak tipler, koltuğuna yapışmış yetersiz-sorumsuz-yüzsüz yöneticiler, pisi pisine can veren insanlarımız…
    Bu tabloya nasıl biat edilir, insan hakikaten utanıyor.

    Yılmaz Özdil
    15/12/2018
  • “‘TÜRK’ Kumandanı ‘KOMUTA’ etmeyi, ‘TÜRK’ Askeri ‘ÖLMEYİ’ bildi. Harbi Kazanışımızın sırrı bundan ibarettir. |Atatürk - Çanakkale/1915
  • Trablusgarp'ta ,Çanakkale 'de ,Kurtuluş Savaşı 'nda, en kanlı çarpışmaların en kritik günlerinde bile elinden kitap düşürmezdi.
  • "Elbetteki kanlı çarpışmalar olacaktı;kansız zafer nerede görülmüştü ki?"
  • Çanakkale;
    Deniz mısralı, hasret kâfiyeli şiir
    Firâkı gönüle ziyan nazlı şehir
    Vuslat denizine akan ince nehir..