• "Görünen o ki, düşman, Kafkas cephesinde, Yemen cephesinde, Çanakkale cephesinde başlattığı savaşı; televizyon cephesinde, internet cephesinde, cep telefonu cephesinde sürdürecek idi; velâkin ümmet henüz konuyla ilgili teyakkuza geçmemiş idi."
    Ömer Faruk Dönmez
    Sayfa 21 - İz Yayıncılık
  • Dusman canakkale den glremedi canak antenden akilli telefondan girdi
  • İmkânsızlıktan 'imkan' çıkaran Koca Seyit olayı, imkanları ve fırsatları doğru değerlendiremediği için sürekli yakınan, şikâyet eden, mazeret üreten yeni nesillere ibret olsun !
    Yavuz Bahadıroğlu
    Sayfa 151 - Nesil Yayınları
  • 323 syf.
    ·4 günde·7/10
    Kitabın adından da anlaşılacağı üzere Çanakkale savaşında geçen iki kahramanın hikayesini anlatıyor. Kitapta milli değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu da oldukça vurguluyor yazar ama her zaman da çizgilerimizin bu kadar keskin olmaması gerektiği mesajını da çok güzel veriyor. Tarih her daim gerçek hikayeleri yazmaz tarih ve savaşlar sayılardan ibarettir diyor yazar . Ve bize işte tarihin yazmadığı bir gerçek hikayeyi de aktarıyor bu kitabıyla.
  • Londra tarafından, İngiliz donanmasına Boğaz’ın girişini kapatması ve Ege denizine Türk gemilerinin çıkmasının engellenmesi emri verilmişti.Buna müteakiben, bir torpido botunun, bir İngiliz nö­betçi gemisi tarafından durdurulup, geri dönmeye zorlan­ması üzerine, Çanakkale Boğazı kumandanı tehlikeyi göre­rek, acele ile bir daha açmamak üzere Boğaz kapatılmıştı.29 Ekim’de ilk ateş salvoları başladı.Amiral Souchon, uzun ısrarlardan sonra Göben ve Breslau’un bir kaç Türk gemisi ile birlikte Karadeniz’e çıkma iz­nini aldıklarının akabinde, Rus filosu ile karşılaştığında çar­pışmaya girilerek, Rusların bir mayın gemisi ile bir kurvazörü batırılmış, daha sonra Türk gemileri, Theodosia limanına dümen kırarak sahile ilk düşman selâmlarını yollamışlardı.Bu kapışma yankı bulmakta gecikmeyip, diplomatik görüşmelerin kesilmesine ve buna bağlı olarak da Rusya, Fransa ve Ingitere’nin harp ilânı şeklinde tezahür edecekti.Aynı gün Bakanlar Kurulu, Padişah tarafından tastik edilmesi gereken bir dünya savaşına girmemiz üzerine ge­rekli olan protokolün hazırlanması için olağan üstü toplan­mıştı.
  • Türk harekat plânı, öncelikle payitahtı koruma tedbir­leri esasına dayanıyordu.Beşinci Ordunun ilk ve en büyük kısmı İstanbul’da top­lanmış, 6. Ordu, onun arkasında ihtiyat destek kuvveti ola­rak tutuluyordu. Hiçbir zaman memleketlerine dönemeye­cek olan Alman ihtiyat ve gönüllüleri limanlarda toplanmış, bunlar yedek birliklere verilmişti.Çanakkale Boğazının koruma mevzileri özel dikkat ge­rektirdiğinden, mayın engelleri güçlendiriliyor, tabyalar inşa ediliyor, sayısız havan ve seri atışlı bataryaları kuruluyordu. Nağra’da bir saldırıya karşı deniz altı bariyerleri ve yanıltma manevralarında kullanılabilecek projektörler kuruluyordu.Yine de, bütün askerî hazırlıkları tamamlamak, gerekli bütün stratejik tedbirleri almak mümkün değildi. Fakat, uçarcasına çabucak geçip giden haftalar boyunca vatanı ko­rumak için memleketi ve orduyu bu kadar kısa sürede har­be hazır etmiş olmanın nasıl mümkün olduğu çoğu kişi ta­rafından bir bilmece olarak kalacaktı.Enver Paşa, şimdi Başkumandan vekili olarak, 12 Ka­sım 1914’de bir an bile soğukkanlılığını ve. vakarını kaybet­meden hazırladığı beyannamesini açıklıyordu. Her bir sani­yesi iş ile dolu günlerle, uykusuz geçen gecelerin yorgunlu­ğunu sadece göz çukurunun altından şakaklarına doğru ya­yılan dar gölgeler ele veriyordu. Kaşlarını sık sık yukarı kal­dırması ve göz bebeklerindeki ateşli parıltı, göz kapakları­nın uykuya ne kadar yabancı olduğunu gösteriyor, dış görü­nüşünden, bedenin de tükenmiş olması gerektiği anlaşılı­yordu. Kendine hiç dikkat etmiyor veya kendine dikkat et­meye vakti yoktu.Saatlerce haritalarla uğraşıyor, cüretkâr operasyon plân­ları ortaya atıyor, ekseriya bu konu etrafında tartışmalar yapılıyordu. Daha ihtiyatlılar nazik uyarılarda bulundukların­da, hemen amirane bir tavır alarak, alnında şimşekler çakı­yor, hakim jestlerle bütün itirazları bertaraf ediyordu.Bir insan olarak bu durum, onun için gerçekten kolay değildi. Her taraftan sıkıştırılıyordu. Her şeyin gönüllü ola­rak yapıldığını görmek istiyor, en önemlisi kendisine ayıra­cak en küçük bir zaman bulamıyordu. Keşke işler düzgün gitmiş olsaydı, ama bu olaylar gecikmeler, yapılamayan işler can sıkıntıları, hoşnutsuzluklar, çekememezlikler yoluna atılan küçük taşlar yüzünden, düzeni sağlamak genellikle çok zor oluyordu.Ara sıra otomobiliyle olayların gidişatını daha sağlıklı düşünebilmek için yalnız başına çalışma odasından uzakla­şıyor, geri döndüğünde genellikle bekleme odasındaki bü­tün kanapeleri dolmuş buluyordu. Tanıdığı, tanımadığı ora­daki insanlarla konuşuyor, görüşmeler talep ediliyor, bilgi­ler veriliyor veya yüksek yetkililerin gizli görevlerinden ha­berler getiriliyordu. Çalışma odası bütün suların toplandığı bir baraja benziyor, hemen her gün, Giers, Bompard ve Mal- let gibi Büyükelçilerin gelip gittikleri sadrazamın sarayına görüşmeler yapmaya gidiyordu. Bu görüşmelerin başında memleketin iliğini emen başta Kapitülasyonların kaldırıl­ması, gümrüklerin yükseltilmesi olmak üzere, Çanakkale Boğazı’nın kapatılması, yabancı okulların kontrol altına alınması ve yabancı postahanelerin kapatılmaları ve diğer meseleler yer alıyordu.Enver Paşa, Yeniköy’e giderken kendisiyle birlikte gelen Talat Paşa ve Halil Bey’e çocukca gülümseyerek: Bizim al­dığımız hangi tedbirlere karşı, ilk önce nelerin protesto edi­leceğini bilmiyoruz. Ama hiç farketmez!” derken, haklıydı. Nitekim, yabancı postahaneler kapatılmış, 1 Ekim’de huku­kî kapitülasyonlar kaldırılmış, gümrük vergileri yüzde on birden, yüzde oııbeşe çıkarılarak, birkaç gün sonra Türki­ye’de yaşayan yabancılar, doğrudan vergiye bağlanmıştı. Böylece İktisadî kapitülasyonların hakimiyeti son bulmuştu. Ardından, Çanakkale Boğazı’nın kapatılması gerçekleşmiş, bunun üzerine, Londra tarafından, İngiliz donanmasına Bo- ğaz’ın girişini kapatması ve Ege denizine Türk gemilerinin çıkmasının engellenmesi emri verilmişti.Buna müteakiben, bir torpido botunun, bir İngiliz nö­betçi gemisi tarafından durdurulup, geri dönmeye zorlan­ması üzerine, Çanakkale Boğazı kumandanı tehlikeyi göre­rek, acele ile bir daha açmamak üzere Boğaz kapatılmıştı.29 Ekim’de ilk ateş salvoları başladı.Amiral Souchon, uzun ısrarlardan sonra Göben ve Bes- lau’un bir kaç Türk gemisi ile birlikte Karadeniz’e çıkma iz­nini aldıklarının akabinde, Rus filosu ile karşılaştığında çar­pışmaya girilerek, Rusların bir mayın gemisi ile bir kurvazö- rü batırılmış, daha sonra Türk gemileri, Theodosia limanına dümen kırarak sahile ilk düşman selâmlarını yollamışlardı.Bu kapışma yankı bulmakta gecikmeyip, diplomatik görüşmelerin kesilmesine ve buna bağlı olarak da Rusya, Fransa ve Ingitere’nin harp ilânı şeklinde tezahür edecekti.Aynı gün Bakanlar Kurulu, Padişah tarafından tastik edilmesi gereken bir dünya savaşına girmemiz üzerine ge­rekli olan protokolün hazırlanması için olağan üstü toplan­mıştı.Savaş ilânından sonra, derin bir karamsarlığa düşen, her türlü sorumluğu reddederek, istifa edeceğini söyleyerek teh­dit eden Prens Said Halim Paşa —ki vazgeçirmek için uzun ve ikna edici konuşmalar gerekmişti— Sadrazamlığı sürdürüyor­du. Hassas bir safraya delâlet eden sarı teni ile küçük, cılız olan Paşa, oturduğı yerden soğuk bir ifade ile, Bakanlardan fikirlerini açıklamalarını rica ettiği son günlerde kabine üye­leri arasındaki çatlak artık iyice ortaya çıkmıştı.Posta ve Telgraf Nazırı Oskan Efendi, bir savaş karşıtı olarak, savaş isteyen bir protokolü imzalamayacağını ve “Üzülerek, istifa edebileceğini” söylemiş, Çalışına Bakanı, Çürüksulu Mahmut Paşa da aynı fikri taşıyordu. Ticaret Ba­kanı Süleyman Efendi El Bustani de “Uluslararası bir barış kulubü”ne üye olduğundan, birden bire savaş yanlısı bir tu­tum içine girmesinin kesinlikle imkânsız olduğunu söylü­yordu. Son olarak Talat Paşa, Maliye Bakanı Cavit Bey’in toplantıda bulunmadığından dolayı özür dilediğini ayın şe­kilde ayrılmak istediğini bildirmişti.İstifa eden Bakanlar, Bakanlar Kurulu salonunu terk et­tikten sonra, Said Halim Paşa, Şeyhülislâm Hariri Efendi, Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Meclis Başkanı Halil Bey, Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Maarif Nazırı Şükrü Bey ve Adliye Nazırı İbrahim Bey tarafından imzalanarak Padişah’a gönderilmek üzere “Beyannâme”nin hazırlanmasına başlan­mıştı.1
  • "Bir insana ölümü sevindiren tarifisiz bir Allah inancı, Peygamber hasreti, vatan ve namus derdidir. Işte bu binlerce şehidin ruhu bu mesajı taşımaktadır"