• “Ben de herkes gibi doğdum, büyüdüm. Doğuşumda bir ayrılık varsa Türk oluşumdan ibarettir.”
  • 1935… Moskova büyükelçimiz Vasıf Çınar, Çankaya'ya geldi,Mustafa Kemal çalışma odasındaydı.
    Dalgın dalgın kitap okuyordu.
    Vasıf Çınar boşboğazlık etti.
    “Paşam bu denli kitap okuyarak kafanızı yoruyorsunuz, siz Samsun'a çıkarken böyle kitap okuyarak mı çıktınız” deyiverdi.
    Mustafa Kemal gülümsedi.
    “Bu tür lafları çok duyuyorum, işi gücü yok herhalde kitaplarla uğraşıyor diye dedikodumu yapıyorlarmış, çocukluğumda da böyleydim, elime üç beş kuruş geçince muhakkak yarısını kitaba verirdim, eğer aksini yapsaydım Atatürk olamazdım” dedi.
    Kitap okumayanlara “saman kafalı” diyordu.
    “Eksik kafalı” diyordu.
  • “Çok mühim" olarak işaretlediği bölümde şu yazıyordu: “Hazreti Ebubekir beytülmalden (devlet hazinesinden) kendisine verilen nafaka ile yaşardı, vefatında hiç parası çıkmadı, emval-i miriyeden (devlete ait mallardan) kendisine bir deve, bir köle verilmişti, onların iadesini vasiyet etti."
    Henüz 17 yaşındayken bu satırların altını çizen Mustafa Kemal, tıpkı o satırlardaki gibi yaşadı, tıpkı o satırlardaki gibi rahmetli oldu. Kendisine tahsis edilen tüm malı mülkü parayı, millete iade etti.
    İktidar gücünü şahsi servet yapmak için kullanmadı.
    Şahsi servet yapmadı.
    “İnsan sadece hürriyet vasıtası olarak paraya sahip olmalıdır, paraya esir olmak için değil" diyordu.
    Cumhurbaşkanı olarak beş bin lira maaş alıyordu.
    1927'de yedi bin liraya çıkarıldı.
    Devlete başka tek kuruş yükü yoktu.
    Çankaya'da görevli olan aşçı, şoför, berber, uşak, bahçıvan gibi tüm personelin yeme içme masraflarını,
    barınma masraflarını, köşkün tamiratlarını bizzat maaşından karşılıyordu.
    Seyahatlerinde asla harcırah almıyordu.
    Savurganlıktan, şatafattan daima uzak durdu.
    Kendi küpünü doldurmadı.
    Devletin hazinesini doldurdu.
  • Geçimsizlik öyle tatsız hale gelmişti ki, bir defasında Mustafa Kemal öfkeyle Çankaya Köşkü'nden çıktı,

    “bu evden kaçayım, yoksa gaz döküp evi yakacağım" diye bağırdı
  • Çankaya'ya gönderilen davet mektubunda şöyle deniyordu: " Yaşadığımız zamana Büyük İskender, Jül Sezar ve Napolyon'dan çok daha şanlı bir nam verdiniz, askeri ve sivil dehanız bütün insanlık tarihi üzerinde derinden etkili olmuştur.
    Yılmaz Özdil
    Sayfa 286 - Kırmızıkedi yayınevi
  • Dünya Kadınlar Birliği heyeti Ankara'ya gitti.
    Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü'nde kapıda karşıladı.
    Dünya kadınlarına hitaben şu tarihi konuşmayı yaptı: Lütfedip Türkiye'ye geldiğiniz için, uluslararası kongrenizi İstanbul'da düzenlemeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
    Türk kadını hiçbir alanda erkeklerden geri kalmayacak.
    Türk kadını hiçbir alanda Avrupalı kadınlardan geri kalmayacak.
    Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.
    Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan kılık kıyafette başarıdan çok, bilgiyle, kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır.
    Türk kadını, dünya kadınlarıyla el ele vererek, dünya barışı için, dünya huzuru için çalışacak, buna emin olabilirsiniz.
  • Milli Mücadele'yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı!

    (M. Kemal Atatürk'ün Sultan Vahidüddin ile son görüşmesini anlatmak için, General Charles H. Sherrill'e çizdiği kroki. Krokide görülen "moi" kelimesi, fransızca; "ben" demektir.)

    Bu gerçeği M. Kemal Atatürk (her ne kadar kamuoyuna açıklamaya cesaret edemese de) yakın dostlarından Falih Rıfkı Atay ve Amerika Büyük Elçisi General Sherrill'e bizzat itiraf etmiştir.

    Charles H. Sherrill, M. Kemal Atatürk'ün Samsun'a hareket etmeden önce Sultan ile son görüşmesini kendisine şöyle anlattığını yazar:

    - "Odaya girdiğim zaman, sultan şurada bir masanın yanında oturuyordu, (odanın çabucak çizdiği krokisinde sultanın bulunduğu yeri kırmızı kalemle işaretlemişti). Ben burada idim (burasıda mavi kalemle noktalanmıştı). Bir pencere vardı (pencerenin bulunduğu yere bir P harfi koymuştu). Sultan benimle konuşurken durmadan pencereden dışarı bakıyordu."

    Heyecanla sormuştum:
    - "Acaba pencerenin dışında ne vardı?"

    Mustafa Kemal bu sorunun cevabını vermeden önce, önündeki kağıda mavi kalemle gemilerin krokisini çizmiş ve sonra bana dönerek:

    -"Yıldız Sarayı'nın hemen karşısında, Boğaz'da demirli duran müttefik donanmasına bakıyordu" demişti.

    Şimdi aynı görüşmeyi bir de Falih Rıfkı Atay'dan dinleyelim:

    - "Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayına doğrulmuş! Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa sola çevirmek kafi idi.

    Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:

    "Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti:) tarihe geçmiştir."

    O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım.
    Dikkatle ve sükunla dinliyordum:

    "Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!"

    Yani açıkça görülüyor ki, Milli mücadeleyi Sultan Vahidüddin başlatmıştır, ancak M. Kemal Atatürk kendisine verilen geniş yetkileri fırsat bilerek Osmanlı ordusunu kendisine bağlamış ve Osmanlı devletine darbe yapmıştır.

    Sultan Vahidüddin'e (radıyallahu anh) hain diyenler utansın.

    KAYNAKLAR:
    [1] General Charles H. Sherrill, Mustafa Kemal'in Bana Anlattıkları, Örgün Yayınevi 2007, sayfa 107.

    [2] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, sayfa 187,188.