• Tanrı'da sınıf ve tarih ötesi insanlık, ahlâki değerleri yok eden düzenlerin âfetinden korunup sağlam kalmış ve insanı öldürmek, yabancılaştırmak ve başkalaştırmakla meşgul olan tarihe rağmen canlı, sıcak,güzel ve temiz olarak korunmuş ve övülmüştür.
  • İnsanların, "savaş" denilen bu tuhaf oyunu gittikçe genişliyor, yayılıyor ve canlı cansız her şeyi egemenliği altına alıyordu.
  • Düşünce canlı bir organizmayı etkileyebiliyorsa ölü ve cansız şeyleri de etkileyemez miydi?
  • Ölümlü yaşamımda senden başka bir şeye ayıracak canlı bir gücüm yok!
  • Cümleler neşter olmuş boğazımda...Ses tellerimde kan birikintileri,local anestezi gibi canlı ,bir çığlık kadar sessiz..!
  • "Bu Sansar Marcus," dedi ekrandaki son resme bakan Sanchez. "Herif öldü adamım. Neredeyse bir yıl oluyor. Elinizdeki bilgileri güncellemiyor musunuz?"
    Başka bir fotoğraf.
    "Ölü."
    Başka bir fotoğraf.
    "Ölü."
    Ve başka bir fotoğraf.
    "Ölü."
    "Yalan," diye karşılık verdi Hunter. "Bu adam geçen hafta buradaydı."
    "Öyle diyorsan öyledir."
    Yeni bir fotoğraf.
    "Ölü."
    "Sırf can sıkmak için hepsine ölü mü diyorsun?"
    "Evet."
    "Seni adi serseri! Vaktimi seninle harcamaktan zevk mi alıyorum sanıyorsun?"
    "Bak dostum, ikimizin de vaktini boşa harcıyorsun. Veri bankanızda Burbon Kid'in fotoğrafı yok. Hiç olmadı. Hiç olmayacak. Polise defalarca onun profilini tarif ettim."
    "Çizimleri gördüm." En az beş sefer barmen, polise Burbon Kid yerine kendi resimlerini çizdirmişti. "Biliyor musun, sersemin tekisin sen."
    "Bitti mi?"
    "Hayır." Ekrandaki fotoğraf değişti.
    "Tanrım, bu o."
    "Burbon Kid mi?"
    "Hayır, gazeteci çocuk. Bu hafta üç kere geç kaldı."
    "Tamam, bu kadar yeter. Seni öldüreceğim. Çok ciddiyim, seni geberteceğim."
    De La Cruz içeri girdi.
    D: Şansımız yaver gitti mi?
    H: Dalga mı geçiyorsun? Bu herif pisliğin teki, bize hiçbir şey söylemeyecek.
    D: Eğer onu yakalamazsak Burbon Kid'in er ya da geç barına uğrayacağını biliyorsundur. Bu sefer seni canlı bırakmayabilir. Neye benzediğini bilen tek kişi sen olduğuna göre gelecek sefer onun tarafından öldürülmekten kurtulabilecek tek kişi de sensin.
    S: İroni falan mı yaptığını sanıyorsun?
    D: Sanmıyorum. Durum basbayağı ironik.
    S: Dinle, hayatımda hiç görmek istemediğim iki şey var: Onlardan biri de o adamın gözleri. Fotoğrafını bile görmek istemem.
    D: O zaman iş birliği yap. Bu bizim kadar senin de çıkarına tamam mı?
    S: Tamam.
    D: Eee, görmek istemediğin iki şey olduğunu söylemiştin. İkincisi ne?
    S: Paskalya çöreğinin nasıl yapıldığı.
    D: Seni işe yaramaz serseri!
    H: Onu öldürebilir miyim?
    D: Fena fikir değil. Ancak daha büyük problemlerimiz var. Bir kaza olmuş.
    H: Kaza mı?
    D: Evet. Şehir dışındaki akıl hastanesini, Dr. Moland'ın hastanesini bilir misin?
    H: Igor ve Pedro'nun Burbon Kid'in kardeşini kaçırdığı yer mi?
    D: Evet.
    S: Burbon Kid'in kardeşi mi varmış? Dalga mı geçiyorsunuz! Kimmiş?
    H: Seni ilgilendirmez.
    S: Senin ve kurtadamların dün gece öldürüp kaseden kanını içtiğiniz o muydu yoksa?
    H: Bunu nereden biliyorsun?
    S: Bilmiyorum. Söylenti diyelim. Aslında henüz duyduğum bir şey de yok. Söylediklerimi unutun gitsin.
    H: Biliyor musun, o koca dilin bir gün başına çok büyük bir bela açacak.
    S: En azından benim dilim viakinin tadının neye benzediğini biliyor.
    H: Bu da ne demek şimdi?
    D: İkiniz bir dakikalığına olsun çenenizi kapar mısınız? Hastanede neler olduğunu öğrenmek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
    H: Elbette, özür dilerim. Devam et.
    D: Dün gece hastane yanıp kül olmuş.
    H: Ne?
    D: Kül olmuş. İtfaiye küllerin altında yüz yirmi beş ceset bulmuş.
    H: Lanet olsun! O deli kurtadamlar hastaneyi mi yakmışlar?
    D: Onlar değildi. Onlar çıktığında hastane yerli yerindeymiş. Yangın sabaha karşı olmuş. Onlar gittikten çok sonra.
    H: Öyleyse kaza mıymış?
    D: Hayır kaza olamaz.
    H: Kaç kişi hayatta kalmış?
    D: Hiç.
    H: Hiç mi?
    D: Hiç. Tek bir kişi bile sağ çıkmamış. Sebebini bilmek ister misin?
    H: Acil çıkışlar kapalı mıymış?
    D: Hayır.
    H: Yani bana yangın çıktığında içeride olan yüz yirmi beş kişinin diri diri yandığını mı söylüyorsun? Bir kişi bile çıkmayı başaramamış mı?
    D: Hayır, kimse diri diri yanmamış. Onlarınkine cesetlerin yanarak ortadan kaldırılması denebilir.
    H: Ne? Hiçbir şey anlamadım.
    D: Yüz yirmi beş kurban yangın başlamadan önce ölmüş.
    H: Ne iş? Nasıl yani?
    D: Sence? Tahmin yürüt.
    H: Gaz kaçağı?
    D: Sen hiç insanların gözünü oyan gaz kaçağı duydun mu? Kafalarını uçuran? Dizlerini paramparça eden, gırtlaklarını deşen?
    H: Bir daha söyle?
    D: Ne dediğimi duydun.
    H: Birinin önce herkesi öldürdüğünü, sonra da hastaneyi yaktığını mı söylüyorsun?
    D: Hunter, hastaneyi yakan Burbon Kid. O yaptı.
    H: Evet ama niye? Hastanedekilerin ona zararı dokunmamıştı. Igor ve Pedro'yu içeri alan görevlileri öldürse anlarım ama bu... Yüz yirmi beş masum insanı öldürmek için nasıl bir gerekçesi olabilir?
    D: Bilmiyorum. O herifin neyi, niçin yaptığını kimse bilemez.
    S: Ben biliyorum.
    D: Ne?
    S: O adamları niye öldürdüğünü de, niçin bu kadar zalimce, merhametsizce davrandığını da biliyorum.
    H: Bu herif bizimle dalga geçiyor. Haydi Sanchez, esprini yap ve bir an önce defol! Burbon Kid o insanları niye öldürmüş? Evet, haydi, esprini bekliyoruz!
    S: Espri falan yok. Ciddiyim. Onca masum insanı niçin öldürdüğünü, neden öldürmeden önce farklı farklı işkence ettiğini bilmek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
    D: Devam et.
    S: O insanları bir noktadın altını çizmek için öldürdü. O nokta şu, benim polis arkadaşlarım: Gelmiş geçmiş en acımasız katilin insanları öldürmek için gerekçeye ihtiyacı yoktur. Laf olsun diye de öldürür, eğlence olsun diye de... Peki, sizler ne yaptınız? Kardeşini öldürüp ona bir gerekçe verdiniz. Tahminimce altını çizdiği şey, onu kızdırmak için hiçbir şey yapmamış, o zavallı yüz yirmi beş insandan daha büyük acılar çekeceğiniz.
  • Herkese merhaba… Umarım bu yazıyı okumaya başlamadan önce neşe dolu ve bir o kadar da bilgiye açsınızdır. Yazımı okurken sizlerin tebessüm eder bir halde olduğunuzu düşünmek istiyorum. Hani böyle cıvıl cıvıl. :) İçimden dedim ki sizlere “Canlı Kitap”ı tanıtayım. Şaşırdığınızı tahmin ediyor ve “Canlı Kitap mı olur?” diye sorduğunuzu düşünüyorum. Kitap, canlı değil ama üzerimize serpilmiş ölü toprağını atmamız için bize yardımcı olacağına inanıyorum.

    KİTAPLA NASIL TANIŞTIM?
    Kitaplar hakkında sohbet ederken bir ağabeyimin bana içinde “Canlı Kitap”ın da bulunduğu üç tane kitap hediye etmesiyle kitapla tanışma fırsatı buldum. Diğer üç kitaptan kolayca sıyrılarak bana göz kırpıyordu. Çünkü kitap, beni ilk başta ismiyle sonrasında kapak mukavvasıyla kendisine âşık etmeyi başarmıştı. Dokununca diğerlerinden farklı olduğunu daha en başından anlıyorsunuz. “Kitap nasıl okunur?” derken, seni diyar diyar gezdiriyor ve düşündürüyor. Uzun uzun yazılarla sizi sıkmıyor. Mevzuları sıkıcı bir hal aldırmadan bitiriyor ve konunun biri biterken bir diğeri başlıyor. Çocukken biz nasıl ki mantar ağaçlarının üzerinden Mario ile “dring! dring!” atladıysak :)

    BANA KATTIĞI… “Canlı Kitap”ı okumadan önce çok hırslı bir okurdum. Şöyle ki, kendimde kitaplara karşı “aşağılık duygusu” belirmişti. Çünkü okumayan bir insandım ve bir an önce ben de o okuyanlar kafilesine katılabilmeliydim. Ve bunun için belli bir kitap okuma sayısına ulaşmaya çabalıyordum. Tabii yanlış seçtiğim kitaplar da cabası… Az sonra altta ilk olarak isimleriyle ve sonra en aşağıda linklerini vereceğim bu kitaplar bir anda okunacak kitap tipleri değildi. Aksine okunup üzerinde düşünülmesi gereken kitaplardı: – Temellerin Duruşması I – Dört İncil Farklılıkları ve Çelişkileri Ben de nasıl bir hırs yapmışsam asla kitaplardan vazgeçmedim. Çünkü karar vermiştim artık… “

    OKUYACAKTIM…” Yukarıda verdiğim kitap türlerini okurken notlar alınması gerekiyor. Eee, tabi ben de bunları doğal olarak bilmiyordum. Ve zannediyorum ki, okuyunca anlayacağım ve aklımdan hiç çıkmayacak. Lakin altı ayda bir beynin kendini hafiften sıfırladığı düşünüldüğünde altı ay müddetince hangi kitabı aklınızda tutabilirsiniz? “Canlı Kitap”ta da not alma taktiğini okuduğum andan itibaren bundan önceki kitapları okuduğuma pişman olmadım ama keşke sıralama olarak “Canlı Kitap” tarzı kitaplardan başlasaymışım diyorum. Peki, daha önce okuduklarıma ne olacak? Tekrardan bir gözden geçirmem gerekiyor. Aslında beni bıraksanız sabaha kadar kitabın katkıları hakkında yazabilirim. Lakin kararı size değerli arkadaşlarıma bırakıp, başka kitaplarda görüşmek üzere diyorum. :)))