Yaren Bilici, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Dünyadaki gerçek konumumuzu korkusuzca algılamakta tam bir mutluluk, ve mit duvarları arkasına saklananların görebileceklerinden çok daha canlı bir dram vardır. Düşünce dünyasında, kendi fiziksel güçsüzlükleriyle yüzleşmeye hazır olanların açılabilecekleri "engin denizler" vardır. Bütün bunlardan daha önemli olarak da gün ışığını karartan, insanları kavgacı ve acımasız yapan Korku'nun zulmünden kurtuluş vardır.

Dünyadaki konumunu olduğu gibi görme yürekliliği göstermeyen hiç kimse bu korkudan kurtulamaz; kendisine, kendi küçüklüğünü görme olanağı vermeyen hiç kimse muktedir olduğu yüceliğe erişemez.

Sorgulayan Denemeler, Bertrand RussellSorgulayan Denemeler, Bertrand Russell
Sezen B., bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

Bir anonim Filistin şiiri tohumu şöyle yüceltir.
"Tiranlığınızdan korkmam
Asla umutsuz olmam
Çünkü bir tohumum var
Bir küçük canlı tohum
Onu koruyacağım
Ve tekrar ekeceğim ... "

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 19 - Kırmızı Kedi Yayınevi)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 19 - Kırmızı Kedi Yayınevi)
Hkmt, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Herkes bilir ki, bütün canlı varlıklarda açgözlülüğün nedeni ya korku ya da yoksulluktur. İnsanda ise, bazen yalnız kendini beğenmişlikten gelir açgözlülük. Çünkü faydasız ve boş şeyleri gösterişle ortaya serip, başkalarından üstün geçinmeyi şanlı bir iş sayar insanlar. Ütopialılar arasında böyle kötü huyların yeri yoktur.

Ütopya, Thomas MoreÜtopya, Thomas More

"İpin Hesabı" çok beğendim. Okumanızda fayda var. =)))
Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş. Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal,

-Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş.
Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar.
-O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?"
Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış.
- Tamam, servetin yarısı senin, demişler.
- Aman, demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?

Hayatını ve hayatın içerisinde istifade edilen lütufların hesabını vermek hafife alıncak şey değildir.

Gerçek kendisini zor teslim eder, çünkü canlıdır, değişkendir. Canlı ve değişken olduğu için de bir kere teslim alınınca sürgit elimizde kalmaz. Bu sebeple gerçekle girişilecek savaşın sonu yoktur. Bu savaşın zaferi sürekliliğindendir.

‘ Kemal Tahir ‘

Tuba, bir alıntı ekledi.
 13 saat önce · Kitabı okuyor

VELEV Kİ ÇOCUKSUN!
Zaten aslında gezegenimizde arzu ederse kendi hacminin on katı yer kaplayabilen tek canlı çocuktur.

Velev Ki Ciddiyim!, Gülse Birsel (Sayfa 10)Velev Ki Ciddiyim!, Gülse Birsel (Sayfa 10)
Nur-AL, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Duaya Dair
Sıkıntıya ve dara düşünce dua ediyorsunuz; keşke sevinciniz doruklarda olduğunda ve bolluk günlerinizde de dua etseniz.

Zira dua, benliğinizin berrak ve canlı esîre yayılmasından başka nedir ki?

İçinizin karanlığını evrene dökmek rahatlatıyorsa sizi, yüreğinizde doğan güneşi dökmek de sevindirecektir.

Ruhunuz sizi duaya çağırdığında ağlamaktan başka bir şey gelmiyorsa elinizden, ağlayarak gitseniz de tekrar tekrar teşvik etmelidir, siz gülerek gidinceye dek.

Ermiş, Halil Cibran (Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Basım)Ermiş, Halil Cibran (Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Basım)

Biraz uzun ama okumaya değer :)
Hayat karşınıza ahlakın ve aklın en canlı örneklerini, erdemli ve ağırbaşlı, ölçülü davranmayı ilke edinen, sanki ahlâklı ve ölçülü de yaşanabileceğini kanıtlamak isteyerek, çevrelerine ışık saçan bilge kişiler çıkarabilir. Sonrası, belli. Böylesi gösteriş düşkünleri yaşamlarının sonlarına doğru, birden sendelerler ve bir çam gibi yığılıverirler. Şimdi sorarım size, böylesi tuhaf özellikleri olan insandan ne beklenebilir? Önüne dünya nimetlerinin hepsini serin, mutluluk okyanusuna başı kaybolana kadar, hatta suyun üstüne su kabarcıkları çıkana kadar gömün ve çalışmaya gereksinmesi olmayacak kadar da zenginlik sağlayın. Ballı yağlı börekleri yesin yesin yatsım; bir de insan soyunun tükenmemesine çalışsın. Böyle olsa bile, insan yalnızca nankörlüğü yüzünden akla gelmedik haltları karıştırır. Ballı böreklerini bile gözü görmez, küstahlığıyla rezaletler çıkarır. Ağırbaşlılıktan sıkılır, düşlerinin, hayallerinin peşinden koşarak ekonomik rahatını teper ve sonu bilinmez serüvenlere atılmak için akla hayale gelmez düşlerinden, en bayağı aptallığından sıyrılmaya bir türlü razı olamaz. Bunun tek sebebi, bu gibi kişilerin kendilerin bir piyano tuşu değil de insan olduklarını kanıtlamak isteğidir.( Sanki buna ihtiyaçları varmış gibi! ) Gerçi, bu piyanonun tuşlarını kullanan da doğa yasalarıdır fakat bu piyano, çalışı sırasında, kimse çizelge dışı istekler beslemeyecektir. Ayrıca, o kişiye doğa bilimleri ve matematik yoluyla gerçekten bir piyano tuşu olduğu kanıtlansa bile, akıllanmaz, yine yalnızca benim dediğim olacak diye yeni haltlar yer. Eğer bunu yapmaya gücü yetmezse, bu kez ortalığı kasıp kavuran fırtınalar, çeşit çeşit trajediler uydurur ve istediğini bu yoldan elde etmeye çalışır. Dünyanın dört bir yanına lânetler savurur. Lânet yağdırmak yalnızca insana özgü olduğu için, - ki bu insanı öteki canlılardan ayıran önemli bir unsurdur- belki de bu lânetlerin verdiği güçle amacına ulaşır. Böylece bir piyano tuşu değil de insan olduğuna inanır.

Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 35)Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 35)