Freud'un bir anlatısına göre genç bir insanın hayatını mahveden üç şey vardır: duygusallık farkındalık ve fazla düşünmek. Yüksek bir bilinç düzeyi, en büyük cehennemdir. Bunu, anksiyete nöbetlerinin tam ortasında anlarsın.
Yediğin her portakalın hayatında yediğin en güzel portakal olma olasılığı vardır. Ama sen mükemmeli arayarak bir kasa portakalı tüketirsen ulaşacağın tek şey
aptal bir karın ağrısı olur..
bir şeye karşı ne kadar az beklentin olursa ondan o kadar lezzet alırsın..
Çok kötü bir ihanete uğradığınızda artık sadece karşınızdaki insanla olan geçmişinizi anlamıyor olmayacaksınız. Geleceğiniz de çöpe gitti ve bu da büyük problem ama asıl şimdiki zaman oldukça karmaşık ve kaotik bir hale geldi. Aslında olay daha da kötü. Zira kötü bir ihanete uğrarsanız aynı zamanda “ben kimim, nasıl bu kadar aptal olabildim?” diye düşüneceksiniz. Sonra “bu kadar kötü bir insan nedir, nasıl olabilir?” diye düşüneceksiniz. Yani sadece algınızın alt yapısındaki temeller yıkılmayacak, aynı zamanda sizin kim olduğunuz ve insanın ne olduğu ile ilgili fikriniz de ciddi şekilde sarsılıp zarar görecek. Bu öyle önemsiz bir olay değil. İnsanlar buna travmatik bir olay derler. Bu neredeyse fiziksel bir yara gibi bir şey ve aslına bakarsanız travma yeterince şiddetliyse insanda psikofizyolojik yara açabilir. Büyük bir ihanet buna güzel bir örnek. Büyük bir ihanet beyninize hasar verebilir ve siz bu travmadan belki iyileşebilirsiniz belki iyileşemezsiniz. Jordan B. Peterson