“İki yıldır ne ağzıma koyduğum lokmanın bir tadı vardı, ne de yürüdüğüm yolların bir anlamı. Göğüs kafesim her geçen gün daralıyordu. Her gün başlamaktan nefret ettiğim bir sabaha uyanıp, gece olana kadar etrafa sahte gülücükler dağıtarak yaşamaktan bıkmıştım. Ruhu, bedenini terk etmiş bir cenaze gibi yürüyordum bu şehrin sokaklarında.”