Bazı kitaplar vardır; okurla kurduğu bağ, son sayfadan sonra da sürer. Cennetin Doğusu, karakterleriyle güçlü bir yakınlık kurduran ve veda etmeyi zorlaştıran romanlardan biridir.
Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda yalnızca bir aile hikâyesi anlatmakla kalmaz; insanın içindeki iyilik ve kötülüğü kuşaklar boyunca süren bir çatışma olarak ele alır. Romanda Habil ve Kabil anlatısı, Adam ve Charles Trask ile Cal ve Aron arasındaki kardeşlik ilişkileri üzerinden yeniden yorumlanır.
Steinbeck, karakterleri aracılığıyla insan doğasının farklı yönlerini temsil eder. Adam Trask iyiliği ve saf niyeti simgelerken pasifliğiyle dikkat çeker. Cathy Ames ise neredeyse saf kötülüğün somutlaşmış hâlidir. Samuel Hamilton bilgeliği ve vicdanı temsil ederek romanın denge unsuru olurken, Lee ise “timshel” kavramıyla insanın seçme özgürlüğünü vurgular. Cal Trask, iyi ile kötü arasında sıkışmış en insani karakter olarak öne çıkarken, Aron saf ve idealize edilmiş iyiliği temsil eder; ancak gerçeklerle yüzleşme konusunda kırılgan bir yapı sergiler.
Romanın bıraktığı en güçlü duygu, insanın değişme ihtimalinin her zaman var olduğudur. Cennetin Doğusu, geçmişin ya da aileden gelen özelliklerin insanı tamamen belirlemediğini; her bireyin kendi yolunu seçebileceğini hissettirir. “Timshel” düşüncesiyle Steinbeck, iyilikle kötülük arasında kalan insanın çaresiz olmadığını; aksine seçim yapma gücüne sahip olduğunu hatırlatan, karanlık yönlerine rağmen umut veren bir roman sunar.