yusuf'un güzelliği
bir çarpışma gibi içrek
bir savaş gibi yaman
terk ediş uyandırmıyor gidişi
bir kalış sunmuyor, durduğu zaman
mutlaka başka dedirtiyor oluşu
sineyi hatırlatıyor sinesi
insanların
sineleri olduğunu
gözleri çok fazla
çok fazla derin
her şeyi ezberletecekmiş gibi zora koşuyor
oysa ezberleyecek hiç vakit
bırakmıyor insanlara
çabucak
derinleşmeniz gerekiyor
yusuf'la karşılaştıysanız
bitişmeniz isteniyor hakkı verilmiş bir anlamla
ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
bahar da sürgülenir içime katranlar da
hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum
at vuruldu, içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terk ederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker giderim
yazgım kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi
gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim