Atatürk’e ve vatanıma borcum var diyerek Paris Gözlemevi’nde kalmayı reddeden Türkiye’nin ilk bilim kadınlarından Nüzhet Gökdoğan’ın ve Remziye Hisar’ın izinden.
“Chopin kısa zamanda öğretmenine büyük bir hayranlık duymaya başladı. Özellikle piyano derslerinin temelini oluşturan Bach ve Mozart’a olan bağlılığı tüm yaşamı boyunca sürecekti. Bach’ın Prelüd ve Fügler’ini her zaman büyük bir hayranlıkla çalmış, o yapıtlardan öğrenecek çok şey olduğunun daima bilincinde olmuştu. Yaşamının son yıllarında bunları ezbere çaldığını gören bir öğrencisi, bu denli zor yapıtları nasıl aklında tuttuğunu sorduğunda Chopin şu yanıtı verecekti:
“Böylesi bir müziği insan tüm yaşamı boyunca unutamaz.””
“Viyana Kongresi’nin ardından Polonya’da ve Avrupa’da yaşam yeniden normale dönmeye başladığında küçük Fryderyk aile içinde ilk müzik derslerini alıyordu. Annesi oğlunun yeteneğini çabuk fark etmiş ve onunla özel olarak ilgilenmeye başlamıştı. Gerçi önceleri Fryderyk piyanonun sesini duyduğunda sürekli bir ağlama nöbetine tutuluyor ve kolay kolay sakinleşmiyordu. Ancak ilk başlardaki bu korku zamanla yerini büyük bir meraka bıraktı. Küçük çocuk piyano duyduğunda hemen odaya koşuyor ve çalgının altına oturup çalanı büyük bir hayranlıkla izliyordu.”
“Tarih kitaplarında “Polonya Kongre Krallığı” olarak tanımlanan bu süreç, çeşitli kesintilere rağmen 19. yüzyılın ikinci yarısına dek yaşamını sürdürecek, 1863 tarihinde Polonya, Rus Çarlığı’nın bir eyaleti konumuna gelecekti.”
“Józef Elsner’i tiyatronun müzik yöneticiliğine getirecekti. Ülkenin müzik yaşamına besteci, opera yöneticisi, müzik yayımcısı ve eğitmen olarak büyük katkılar sağlayan Elsner, sonraki kuşaklar tarafından “Chopin’in Öğretmeni” olarak anılacaktı.”