Dağların bizim olmadığına inanmaya başladım. Hani o çokça övünerek söylediğimiz bir söz var ya “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir!” Şimdi düşünüyorum da neden bizim oluyor ki? Dağlar,dağlarda yuva yapmış,orda doğmuş büyümüş hayvanlarındır.
Beyoğlu’na giderken bir kitapçının indirim bölümünde bulduğum ve arkasındaki
“Hiçbir davayı uğruna ölecek kadar sevmiyorum ama yaşamı savunan davaların içinde olmak istiyorum” cümlesini okuduğumdan itibaren benim için çok özel olacağını hissettiğim bir kitap. İçinde yaşamı savunan davaların da bir silahı olduğunu ve bu silahın davasının savunduğunun aksine bir insanı öldürdüğü çelişkisi inanılmaz bir dille anlatılmış kitapta. Çoğumuzun ergenlik döneminde öğrendiği ve çoğumuzun bir tarafa körü körüne bağlandığı siyasetin kirli ve iki yüzlülüğünü bizlere açıkça ve çok cesurca gösteren kitap Kahır dağlarındaki gerilla hayatının içindeki bizim Ernestomuzu anlatıyor. Ama bizim Ernestomuz artık yaşamı savunmak için yaşamları sonlandırmaktan,hiçbir şeyden habersiz kendi dağlarında yaşayan hayvanların dağlarını gasbetmekten ve sol örgüt adı altında beyni yıkanmış insanların arasında olmaktan yorulmuş. Savaştan kaçan bir Ernesto hayal edebiliyor musunuz veya onu şu an ne olarak tanımlıyorsunuz bilmiyorum ama savaşın dini,dili, siyasi görüşü yoktur bunu çok iyi biliyorum.Savaşın gerçekleri ve bu gerçekleri romantize eden siyasi görüşleri vardır. Her görüşten insanın okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
*Spoiler içerir
Adını taşıyan ve yaşatan bir kitap okumuş muydunuz hiç? Ben bu kitabı okuyana kadar her kitabın adını yaşattığını düşünürdüm fakat Derinlik hem karakterin dünyasında hem kendi dünyanızda öylesine noktalara değiniyorki okurken kendinizi geçmişinize sarılırken buluyorsunuz.Bir tane kadını bile zorla kabul eden bu dünyada içinde kocaman yaşanmışlıklarla dolu iki kadın sığdıran karakterimizin çocukluğuyla başlıyor hikaye.Babasının evde herkese hayatı zehretmesi ama başka kadınlarla çimlerde yuvarlanacak,oynaşacak ve üstünde onlara ait izler bırakacak kadar centilmen olması;annesinin ise babasının hatalarını ve pisliğini temizlemek için haşladığı suda sanki hata onlarmış gibi çocuklarını haşlaması…Hayatı boyunca bir şeyler elde etmek için beklemek zorunda kalmış olan karakterimiz özgür olmak için ablayı,güvende hissetmek için abiyi,anneyi mutlu görmek için amcayı ve yeniden terk edilmiş hissetmemek için Hecto’u beklemiş.Hayatı boyunca bekleyen bu karakterimizin evinde dönecek olursak eğer abla kişisi evde bir hiç fakat dışarda bir senarist. Sadece senarist değil.Yeri geldiği zaman anne bazen baba bazense en yakın arkadaş olmuş karekterimiz için.Omuzlarında bir ailenin yükünü sırtlamış sonrasında bütün bir aileyi tek bedene sığdırmanın ağırlığını taşımış.Bizim kızımız ise aile hayatında olduğu gibi arkadaşlık ilişkilerinde de sevilmemiş,sayılmamış ve umursanmamış.Hayatına hemen hemen hiç iyi insan girmediği için Ceren’i arkadaş sanmış.Tek yanıldığı nokta bu değil.Adem 1’i doğru kişi,Adem 2’yi sevgisinden her şeyi yapabilecek bir adam ve Adem 3’ü ise iyi biri sanmış.Hep sanmış hep yanılmış.Yanılgılarla dolu olan bu hayatta hep eksik kalmış,o eksikliği yanlışlarla doldurmaya çalışmış. Kitapta bulunan “Hayatımızda olmasını istediğimiz ve eksik bulduğumuz