Murat

Selçükler çağında yazılan dile ait eserlerin sonuncusu yine Harzemşahlar ülkesinde yazılan ve Harzemşahların sonuncusu olan Celaleddin Mengüberti (1220-1231)ye sunulan bir Kanklı lügatidir. Lügatin adı Tibyânü'l-Lûga-ti't-Türkî alâ Lisani'l-Kanklı'dır. "Kanklı lehçesine göre Türk dili" demektir. Fakat bu eser, bugün ortada yoktur. Ancak onu kaynak olarak kullanan daha sonraki zamana ait bazı eserler kalmıştır. Celâleddin Mengüberti'ye böyle bir Kanklı lügati sunulması Harzemşahların son çağla-rında Kanklıların çok ehemmiyet kazandıklarını gösterir. Belki de bu eser yalnız bir lūgat ve gramer kitabı ol-makla kalmayıp, tıpkı Kaşgarlı Mahmud'un kitabı gibi, Türklerin tarih, coğrafya ve etnografyasına ait de geniş malûmat veren bir kitaptı.
Sayfa 166·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Büyük islâm bilginlerinden olan Zemahşerî (1075-1144) Keşşaf adında çok ünlü bir tefsir kitabının sahibi-dir. Dil ve gramere ait bazı eserleri de vardır. Mukaddeme-tü'l-Edeb aslında arapça yazılmış ve satırların üzerine türkçe, farsça ve harzemce tercümeleri kaydedilmiştir. Türkçe tercümesi sayesinde 12'nci asır başında Harzem' deki Türkçe hakkında geniş bilgiye sahip olabiliyoruz. Bu kitap medreselerde yani eski zaman üniversitelerinde ders kitabı olarak talebe tarafından kullanılıyordu. Onun için bütün İslâm ülkelerinde bu eserin yazma nüshaları vardır. Batı Türk lehçeleri üzerinde verdiği bilgi ile Kaşgarlı Mahmud'un eserini tamamlayan Mukaddemetü'l-Edeb henüz basılmamıştır. Kitap 1138'den önce yazılmış olup Harzemşah Atsız'a ithaf olunmuştur.
Sayfa 166·Kitabı okudu
Selçüklüler çağının en önemli dil eseri Divânü Lügati't-Türk'tür. "Türk Lehçeleri Kamusu" demek olan bu eser 1077'de Bağdat'ta bitirilmiştir. Karahanlı Türkmenlerin-den asil bir aileye mensup olan Kaşgarlı Mahmud, arap dilini de çok iyi bilen bir bilgindir. Türk uruk ve boyla-rından hemen hepsinin arasında dolaşarak (Oğuz, Türk-men, Çigil, Yağma, Tuhsı, Kırgız) Türk lehçeleri üzerin-de geniş ve sağlam bilgi edinmiş, böylelikle eserini yaz-mıştır. Eser, Türkçe bilmeyenlere bu büyük dili öğretmek için yazılmış bir dil kitabıdır. Tükçe kelimeler Arap harf-leriyle yazılmış, yanlarına arapça karşılıkları konarak arapça izahat verilmiştir. Birçok kelimelere örnek veril-mek için de bunların geçtiği manzumeler ve darbımesel-ler zikredilmiş, böylelikle eser Türk edebiyatı örnekleri bakımından zengin bir hale gelmiştir. Fakat eserin değeri yalnız edebiyat bakımından değildir. Yer yer getirdiği örnekler ve verdiği izahatla Divûnü Lügati't-Türk, Türk destanları, halkiyatı, tarihi, coğrafyası için eşsiz bir hazi-ne olmuştur. Eserde bir de renkli harita vardır ki Türke-li'ni dünyanın merkezi olarak gösteren bu renkli harita, bugünkü bilgimize göre, Türklerin ilk haritasıdır. Büyük Türk bilgini Kaşgarlı Mahmud'un aynı zaman-da kuvvetli bir Türkçü olduğu da anlaşılmaktadır. Kita-bına yazdığı şu önünç bunu göstermektedir: "Tanrının devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların ülkeleri üzerinde göklerin bütün daire-lerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verip yeryüzüne hâkim kıldı. Zamanımızın hakanla-rını onlardan çıkardı. Dünya milletlerinin idare yularını onların eline verdi. Onları herkese üstün eyledi. Kendilerini hak üzre kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanları aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her
Sayfa 163 - 164·Kitabı okudu
Ahmed Yesevî 1167'deki ölümüne kadar dinî telkinle-re ve hikmetler yazmağa devam etti. Hayatı ile de Türkle-re örnek olmağa çalışıyordu. Peygamber 63 yaşında iken ölmüş olduğu için Ahmed Yesevî de 63 yaşında iken yer altında kazdırdığı bir odada yaşamış, İslâmiyet'e bağlılı-ğın canlı bir örneğini Türklere göstermek istemişti. Onun bu feragati hiç de tesirsiz kalmadı. Daha hayatında iken geniş bir sahaya yayılan Yesevîlik, kendisinin ölü-münden sonra hemen bütün Türk dünyasına yayıldı. Sonraları "Yesevilik"ten "Bektaşîlik" çıktı ki bunun da Türk fikir hayatındaki tesiri pek büyüktür. Ahmed Yesevî, Türk hayatında pek fazla tesir bırak-mıştır. Yesevîlik tarikatinde onun gibi hikmetler yazmak gelenek olmuştu. Yesevîlik zahidane bir tarikat yani yal-nız suç ve günah işlememek esaslarına dayanan bir cemi-yet olduğu halde bir asır sonra, Anadolu'da büyük bir aşk felsefesi haline geldi. Bu da daha çok bir "kendi kendine olgunlaşma" ile oldu. Ahmed Yesevî'nin şair olarak değeri azdır. Fakat Türkler arasında ahlâk çığırı açmak, Şamanizm'i bırakıp İslâmiyet'i almaktan doğan buhranın önüne geçmek ve 13'üncü asrın büyük Türk şairi Yunus Emre'ye zemin hazırlamak bakımından o bütün Türk tarihinin birinci Sınıf şahsiyetlerinden biridir.
Sayfa 160·Kitabı okudu
Selçük çağı olan on ikinci asırda islâmlaşma devam ediyordu. Türkler müslümanlığı daha ziyade şeklen ka-bul etmişlerdi. Araplar arasında çıkmış bir çöl dini olan müslümanlık, yayla ve bozkır milleti olan Türklere o ka-dar elverişli gelmiyordu. Hele millî geleneklerine kuvvet-le bağlı olan Türkler, bunun dışında olarak İslâmiyetin gerektirdiği zaruretleri kabul edemiyorlardı. İşte bu hal dinî heyecanla dolu bir takım Türk mütefekkirlerini ha-rekete getirdi. Bunlar, Türklerin arasında müslümanhk propagandası yapmağa, bir yandan da eski Türk gelenek-lerini kuvvetle yaşatarak Türk ve İslâm fikirlerini kaynaş-tırmağa başladılar. Bu hareket muvaffak oldu. O zamana kadar yalnız şeklen müslüman olmuş olan Türkleri müs-lümanlığa daha kuvvetle bağladığı gibi eski dinlerinde kalmış olan Türkleri de müslümanlığa çekmeğe başladı. Bu hareket bir Türk tasavvufu idi. Tasavvuf dinin felsefesidir. Fakat Türklerde doğrudan doğruya din haline gelmişti. Müslümanlıkla Şamanizm, kısmen manihaizm ve millî Türk gelenekleri karışmış, bundan Türk tasavvufu doğmuştu. Bu Türk tasavvufu her şeyden önce yüksek bir ahlâka dayanıyor, kadınların da erkeklerle birlikte bulundukları âyin meclisleri İslâ-miyete aykırı bir hareket teşkil ediyordu. Fakat artık bü-tün bu hareketlere İslâmlık adı veriliyordu. Eski Türk şairleri olan ozanlar şimdi "ata" yahut "bab" adı altında Türklere şiirle hitap ediyorlar, bir yandan da böylelikle müslümanlığı telkin ediyorlardı. Fakat babların telkin ettiği bu müslümanlık tamamiyle bir Türk müslümanlığı idi.
Sayfa 157·Kitabı okudu