Murat

Selçük devleti ile Türkler için tarihte yeni bir vatan ve yeni bir devlet kurulmuş oluyordu. Çünkü o zamana ka-dar yalnız Orta Asya'da bir tek Türk vatanı varken Sel-çüklülerin kurduğu bu yeni ve kuvvetli devletle ikinci bir Türk vatanı daha kurulmuş oluyordu. Bu yeni devlet "Türkiye" dediğimiz Batı Türkeli'dir. İlk hükümdar olan Sultan Tuğrul Beğ çağında (1040-1063) Horasan'dan başka, Irak, İran ve Azerbaycan dahi fetholunarak 1048' de Pasin ovasında Bizans ordusuyla ilk büyük çarpışma yapıldı ve bu ordu yok edilerek kumandanı Liparit de esir edildi. 1055'te Halifenin çağırışı üzerine Bağdad'a giden Tuğrul Beğ İslâmiyetin fiilî hâkimiyetini de eline aldı. Selçüklülerin ikinci hükümdarları olan Alp Arslan (1063-1072) Ermenistan'ı da alıp Gürcistan'ı haraca bağ-ladıktan sonra Anadolu'yu açmağa devam etti. 26 Ağus-tos 1071'de Malazgird'de Bizans'ın kuvvetli ordusunu, Bizans ordusundaki Oğuz ve Peçenek Türklerinin de yar-dımıyla bozup Bizans imparatorunu esir ettikten sonra bütün Anadolu Türklere açılmış oldu. Bu zafer bütün dünyada öyle bir yankı uyandırdı ki Avrupalılar telâşlandılar ve Papa bütün Avrupa'yı Türkler aleyhine ayaklan-dırmağa teşebbüs etti. Melikşah çağı (1072-1092) Selçük devletinin altın ça-ğıdır. Melikşah'ın imparatorluğu Tanrı Dağları'ndan Adalar Denizi'ne kadar uzanıyordu. Bu kadar geniş bir imparatorluğun tek elden idaresi güç olduğu için devlet, eski Türklerde de olduğu gibi, adem-i merkeziyetle idare olunuyordu. Selçük imparatorluğu dört sultanlığa, yani dört kırallığa ayrılmıştı: 1- Horasan Sultanlığı: Horasan, Maveranehir, Irak, Azerbaycan yörelerine hâkimdi. Merkezi Isfahan şehriy-di. 2- Kirman Sultanlığı: İran'ın cenup bölümlerine hâ-kimdi. Merkezleri Kirman şehriydi. 3- Suriye Sultanlığı: Suriye'ye hâkim olup merkezleri Şam ve bazan
Sayfa 153 - 154·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kutadgu Bilig'den bir bölüm
Körü-berse emdi bu Türk begleri, Ajun beglerinde bular yeğleri. Bedük bilgi birle öküş edremi, Olar boldı körgin kişi ödrümi Bu Türk begleride atı belgülüg Tunga Alp Er erdi, atı belgülük. Tejikler ayur anı Afrasiyab, Bu Afrasiyab...
Sayfa 146 - 147·Kitabı okudu
Yusuf, Balasagunlu bir Türk şairi olup eserini 1069 -1070 arasında Karahanlılardan Tafgaç Buğra Kara Han adına yazmış, eserine mükâfat olarak kendisine Kaşgar sarayında Has Haciblik rütbesi verilmiştir. Kutadgu Bilig siyasetname veya şehname demektir. Zaten şehname vezni olan feûlün feûlün feûlün feul vezniyle yazılmıştır. 6500 beyitten fazla olup 73 bölüme ayrılmıştır. Eser, dört sembolik şahsın konuşmalarından ibaret olup bu şahıslar şunlardır: Adalet : "Kün Toğdı" adında bir padişah; Devlet : "Ay Toldı" adında bir vezir; Akıl : "Ögdülmiş" adında, vezirin oğlu; Kanaat : "Udgurmış" adında, vezirin kardeşidir. "Has Hacib Yusuf' bu dört kişiyi konuşturarak hü-kümdar tarafından milletin türlü sınıflarına karşı tutul-ması gereken yolları ve yapılması gereken muameleleri anlatmakta, öğütler vermektedir. Şairin felsefî ve içtimaî düşünceleri burada açıkça gözükmektedir. Yusuf, felsefi ve içtimaî düşüncelerini 1038'de ölen büyük islâm müte-fekkiri ve bilgini İbni Sînâ'dan almıştır. İbni Sînâ bir cemiyeti beğler, çiftçiler, askerler olmak üzere üç tabaka-ya ayırdığı gibi Yusuf da hükümdar, memurlar ve halk olmak üzere üçe ayırmakta ve bu sınıflar arasında haksız-lık olmaması için her şeyden önce yoksulların devlet tarafından korunmasını ve böylelikle bunların orta sınıfa geçmesini ve giderek bütün milletin bolluğa ermesini istemektedir. Karahanlılar çağının edebî lehçesi olan Hakanlı lehçe-siyle yazılmış olan Kutadgu Bilig'de dil henüz saflığını muhafaza etmektedir. Eserde kuvvetli bir İslâm-İran fikir tesiri olmakla beraber arapça, acemce sözler pek azdır. Bu lehçenin Gök-Türkçe ve Uygurcanın devamı olduğu derhal göze çarpmaktadır. Yalnız, aruz vezniyle yazılan ilk Türkçe eserlerden birisi olduğu için vezin bozuklukla-rı ve aksaklıkları görülmektedir. Eski Türklerde ve
Sayfa 144 - 145·Kitabı okudu
Kaşgarlı Mahmud Türkler arasında şöhret kazanmış bir şair olarak "Çuçu" adında birisini gösteriyor. Fakat kitabındaki şiirlerden hangilerinin Çuçu'ya ait olduğunu bildirmiyor. Çuçu'nun ne zaman yaşadığını da söylemi-yor. Kaşgarlı Mahmud, esere yazmak için Türkler arasın-da uzun müddet gezip dolaştığı ve sonra Bağdad'a gele-rek yerleştiği için Çuçu'yu en geç olarak on birinci asrın ilk yarısına ait bir şair olarak kabul edebiliriz. Fakat bu tahminden ibarettir. Çuçu, onuncu asırda da yaşamış ola-bilir. Herhalde Türkler arasında ün kazanmış daha başka şairler de vardı. Fakat Kaşgarlı Mahmud onların adını zikretmemiştir. Çünkü kitabını yazarken Mahmud' un güttüğü gaye edebî bir eser yazmak değil, Araplara türk-çeyi öğretecek bir kitap vücuda getirmekti. Bunun için o bir lügat ve gramer kitabı yazmış, yalnız ara yerde, gerek-tikçe Türk şiirlerine ait bazı örnekler de koymuştur.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Karahanlılar çağında, Türk edebiyatının asıl yüzünü halk edebiyatı dediğimiz nevi gösterir. Hece vezni ile, saf ve güzel türkçe ile, düzgün nazım şekilleri ile yazılan bu manzumeler Türk ruhunu aksettiren, bütün mânâsı ile millî bir edebiyattır. Kaşgarlı Mahmud adında bir Kara-hanlı Türkünün 1077 yılında Bağdat'ta bitirdiği mühim bir eser vardır ki adı Dîvânu Lûgâti't-Türk'tür. İşte bu ki-tapta Türk halk edebiyatına ait birçok parçalar vardır.
Sayfa 133·Kitabı okudu