Murat

Daha eski çağlarda, Türk edebiyatı bütün millete bir-den hitap ettiği ve Türkler arasında iş bölümü fazla ol-madığı için "bir nevi" edebiyat vardı. Uygurlar çağında bile, bugünkü bilgimize göre, Türk edebiyatını muhtelif nevilere ayırmağa pek de imkân yoktur. Halbuki Kara-hanlılar çağında Türk cemiyeti artık büyük bir işbölümü ile muhtelif sınıflara ayrılmış, islâmiyetin tesiri de oku-muşlarla halk yığını arasındaki ayrılığı bir aykırılık dere-cesine doğru götürmüştü. Bundan dolayı halk ile münev-ver tabaka zevk bakımından birbirlerinden oldukça ay-rılmışlardı. İslâmiyetin tesiri ile de yeni bir dinî edebiyat doğmuş, böylelikle Türk edebiyatı başlıca dört nev'e bö-lünmüştü. Bu dört nevi şunlardır: Destanî edebiyat, halk edebiyatı, dinî edebiyat, klasik edebiyat.
Sayfa 131·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Karahanlıların Türkistan'a en büyük hizmetlerinden birisi tuğladan bina yapmalardır. Daha önceki devirlerde hükümdar sarayları bile tahtadan yapılırdı. Bundan dola-yı o zamanlara ait hiçbir bina kalmamıştır. Karahanlılar ise saray, medrese, cami ve çarşılarını hep kâgir yaptırdı-lar. Bugün Buhara, Kaşgar, Balasagun, Yarkend gibi şe-hirlerde Karahanlılardan kalan mimarî eserleri Türkis-tan'ın en eski eserleridir. Bunlardan en mühimi olan ve Buhara'nın en yüksek binası bulunan mescit cami ve minaresi 1127'de Kızıl Arslan Han tarafından yapılmıştır. Fakat 1920'de Bolşevikler Buhara'yı istilâ ettikleri sırada bu çok eski minareyi topa tutarak mühim surette hasara uğratmışlardır. Karahanlı hakanları da tıpkı eski Kun yabguları ve Gök-Türk kağanları gibi hapsettirecekleri kimseleri ku-yulara koydururlardı. Fakat bu kuyular her halde bildi-ğimiz şekilde kuyu olmayıp ağzı geniş olan derin çukur-lardan ibaretti. Hakanlardan Tuğrul Kara Han (1068-1084) meşhur islâm fakihlerinden Sirahsî'yi böyle bir kuyuda hapsettirmişti. Rivayete göre bu bilgin meşhur fıkıh kitabını o kuyuda yazmıştır.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Karahanlı ailesi kendilerini Afrâsiyâb yani Türklerdeki adı ile Alp Er Tunga neslinden sayıyorlardı. Afrâsiyâb, milâttan önce yedinci asra yani Sakalar zamanına ait ol-duğu için Karahanlıların bu 17 asırlık şeceresine pek ina-nılamaz. Fakat bu rivayet Karahanlılarm tamamen eski Türk kağanları ananesini güttüklerini gösterir. Teşki-lâtlarına ve ananelerine göre Karahanlılar için "eski Gök-Türk devletinin islâmî bir şekilde devamıdır" denebilir. Devletin başında bir hakan bulunuyordu. "Hakan" ke-limesi eski "kağan" kelimesinin değişmiş bir şekli idi. Hakan ailesine mensup olan hanlar memleketin muhtelif parçalarını idare ediyorlardı. Bazan bu hanlar öldüğü zaman yerine oğulları geçiyor, bazan da bir han, ülkenin doğu bölümünü idare ederken sonra batı bölümüne tayin olunuyordu. Hakan bayrağı al ipek kumaştan yapılırdı ve dokuz tane idi. Ordu, bütün Türk devletlerinde olduğu gibi mükem-meldi. Dağlarda ateş kuleleri bulunur, bunlarda ateş yakmak suretiyle düşmanın geldiği haber verilirdi. Bu, o zaman için bir nevi telgraf vazifesini görüyordu. Hakan ailesinden olan erkeklere "tigin" denirdi. Gök-Türklerde de tigin denildiğini yukarda söylemiştik. Ha-kan ailesinden olan kadınlara "hatun" denilirdi ki bu da Gök-Türklerdeki "katun" sözünün değişmiş bir şeklidir.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Türklerin yığın halinde islâmiyeti kabul etmeleri ilk önce 921 yıllarında oldu: Bugünkü Rus Avrupasının Ural dağlarına bitişik olduğu yerlerde yaşayan Bulgar Türkleri 920'de Abbasî halifesine elçiler göndererek kale yapacak mühendislerle din bilginleri istediler. Bu sayede islâmiyet Bulgar Türkleri arasına girdi. Asıl Türkistan'a gelince: Uygurların batısında ve O-ğuzların doğusunda olmak üzere Kaşgar ve Yedisu ülkelerinde yaşayan ve Karahanlı hükümdar ailesinin reisliği altında bulunan Çigil, Yağma, Tuhsı, Karluk Türkleri 925-940 yılları arasında müslüman olarak cihan mukadderatının değişmesine sebep oldular. Türkler müslüman olmasalardı herhalde dünyanın siyasî ve içtimaî durumu bugünkünden başka türlü olacaktı. Bu Türklerin yığın halinde İslâmiyeti kabul etmelerine sebep Abbasî hükümeti tarafından takibata uğradıkları için Horasan'dan kaçan ve Türklerin arasına sığınan Ebû Müslim taraftarlarının daimî propagandası olmuştur. Fakat Türklerin ilk kabul ettiği İslâmiyet öz müslümanlık olmayıp biraz şamanizmle, biraz da manihaizm ve budizmle karışık olan bir İslâmiyetti.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Türk edebiyatının Uygur yazısı ile meydana getirilmiş olan mahsulleri pek çoktur. Bunların en büyük kısmı dinî edebiyata ait eserlerdir. Dinî eserlerin çoğu budizm ve manihaizme, küçük bir kısmı da nasturîliğe aittir. Bun-lardan manihaizme ait olanlar bu dinin esaslarına, tali-matına ait olduğu için çok mühimdir. Bu üç din mensup-ları, kendi dinlerini propaganda etmek için birçok eserler yazmışlar, böylelikle Uygur Elinde yüksek bir dinî edebi-yatın vücuda gelmesine sebep olmuşlardır. Fakat Uygur-ların edebiyatı yalnız dinî eserlerden mürekkep değildir. Tarih ve coğrafyaya ait eserler de yazılmıştır. Avrupa bilginlerinin Doğu Türkistan'a yaptıkları ilmî seferler neticesinde, asırlardan beri toprak altında kalmış olan birçok kitaplar bulunmuş ve bunlar Avrupa'ya, bilhassa Berlin'e getirilmiştir. Doğu Türkistan'ın iklimi kurak olduğu için kitaplar toprak altında uzun zaman kalabil-miştir. Yalnız bazı yerleri aşınmış veya silinmiştir. Bu eserlerden mühim bir kısmı henüz okunmamıştır. Okundukça Uygurlar çağındaki Türk edebiyatının daha parlak olduğu anlaşılacak, ihtimal Gök-Türk yazıtlarının okunamayan bazı kısımları da bunların yardımı ile halledilecektir.
Sayfa 120·Kitabı okudu