Murat

Küçük kardeşim Kül Tigin merhum oldu. Kendim sıkıldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir bilgim bilmez gibi oldu. Kendim düşündüm: Zaman(ı) Tanrı yapar. Kişi oğul(lar)ı hep ölümlü (olarak) yaşamış(tır).
Sayfa 114 - Bilge Kağan, Kül Tigin yazıtı·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
O kan bu kandır :)
Türk milleti! İtidalsizsin. Açsa(n) tokluğ(u) düşünmezsin. Bir doyarsa(n) açlığ(ı) düşünmezsin. Öyle olduğun(uz) için (sizi) yükseltmiş (olan) kağanın(ız)ın sözün(ü) almadan yer sayarak³ vardınız. Hep ora(lar)da mahvoldunuz.
Sayfa 105 - ³ yerden yere·Kitabı okudu
Bilge Tonyukuk
Tanrı yarlıkadığı için çok diye biz korkmadık. Savaştık
Sayfa 99·Kitabı okudu
Bugünkü türkçenin anası olan gök-türkçede, bugünkü türkçede olmayan bir takım hususiyetler vardır. Bu hu-susiyetler hem kelimelere, hem eklere aittir. Gök-türkçe metinleri iyi anlamak için bunları bilmeğe lüzum vardır. Bu hususiyetlerin belli başlıları şunlardır: 1- Gök-türkçede "g" ile kelime başlamaz. Bugünkü türkçede kelime başlarındaki "g"ler gök-türkçede "k"dir. Bugünkü "görür" ve "geldi" yerine gök-türkçede "körür" ve "kelti" denir. 2- Kelime başında "d" harfi de bulunmaz. "Dört", "düz", "doğu", kelimeleri gök-türkçede "tört", "toğu"dur. 3- Bugünkü türkçede ötreli heceden sonra esreli hece gelmez, Halbuki gök-türkçede gelebilir. Bugünkü türkçe-desi "kişioğlu", "öldü" kelimeleri yerine gök-türkçede "kişi ogli", "ölti" denir. 4- Gök-türkçede izafet terkiplerini teşkil eden iki is-min sonunda umumiyetle ek yoktur. "Türk budun", "Türk kağan" bugünkü türkçeye göre "Türk milleti", "Türk kağanı" demektir. 5- Gök-türkçede "v" harfi olmadığı için bugünkü türk-çenin V kelimeleri hep "b"lidir. "Eb", "bar", "barur" keli-meleri "ev", "var"; "varır" kelimelerinin karşılığıdır. 6- Bugünkü "olmak" fiili gök-türkçede "bolmak"tır. "Boltı" yahut "boldı" şimdiki "oldu"ya karşılıktır. 7- Sayı saymak usulü biraz aykırıdır: "On"dan sonra "on bir", "on iki" diye sayılmaz. Ya "on artukı bir", "on artuk iki" demek, yahut "bir yigirmi", "iki yigirmi" demek lâzımdır. "Yigirmi" (yani "yirmi") "ikinci on" olduğu için "bir yirmi" demek "ikinci ondan bir" demektir. Bunun gibi, meselâ "36" demek için ya "otuz artukı altı", yahut "altı kırk" demek icap eder. 8- Bugünkü "li, lı, lü, lu" ekleri yerine "lig, lig" ekleri vardır. "Tizlig, kağanlıg" kelimeleri "dizli, kağanlı" de-mektir. 9- Mefülübih eki "g, ig, 1g" ekleridir. "Kişig, ordug, işig, budung" kelimeleri "kişiyi, orduyu, işi,
Sayfa 89 - 91·Kitabı okudu
Şimdi tercümesini verece ğimiz türkü ise doğrudan doğruya Kunlar devrindeki edebiyat üzerinde bizi aydınlatacak bir vesikadır. Bu tür-kü; Kunların kaybettikleri bir savaş üzerine yapılmıştır: Milâttan önce 119 yılında Kunlar, Ordus'un şimalindeki topraklarını kaybederek büyük çölün şimaline çekilmiş-lerdi. Çin kaynakları bu bozgun dolayısıyla Kunların şu aşağıdaki türküyü söyleyerek ağladıklarını yazıyorlar: Yen-çi-şan dağını kaybettik. Kadınlarımızın güzelliğini elimizden aldılar. Si-lan-şan yaylalarını kaybettik, Hayvanlarımızı çoğaltacak vesaiti elimizden aldılar. Bu manzumenin tekniği, günümüze kadar gelen milli nazım tekniğimize uygundur. Manzumenin dörtlükten ibaret olması, ikinci ve dördüncü mısraların birbirine pek benzemesi Türk nazmının esas vasıflarıdır. Koşmalarda ilk dörtlük aşağı yukarı bu şekilde yazılırdı. Hiç şüphesiz Kunlar zamanında, Osmanlılar zamanında olduğu gibi koşmalar yoktu. Fakat onların çekirdeğinin olmuş olması pek muhtemeldir. Tercümenin tercümesinin tercümesi olduğu için mısraların heceleri sayıca pek değişik ise de ben bu şiirdeki mısraların aslında yedişer veya sekizer heceli olacağını sanıyorum. Türkçenin kısa hecelerle bü-yük mânâlar ifade edilmek kabiliyeti düşünülürse benim bu düşünceme hak verilebilir. Meselâ, yukarıda kunca cümleleri tahlil ederken Kun dilinin göktürkçeye pek ya-kın olduğunu söylemiştik. Göktürkçe ile yukarıdaki man-zumenin ilk mısraını, yedi veya sekiz heceyle ifade etmek kabildir. Yen-çi-şan isminin sonundaki "şan" çincede za-ten "dağ" demektir. Şu halde 'Yen-çi-şan dağı" yerine "Yen-çi dağı" diyebiliriz. Göktürkçe ile bunu şu iki şekil-de söylemek kabildir. 1- "Yen-çi tağ yitirdimiz" yahut 2- "Yen-çi tağın yitirdimiz" Birinci şekle göre: mısra yedi heceli, ikinci şekle göre ise sekiz heceli olur. Tabiî,
Sayfa 84 - 85·Kitabı okudu