Yine günlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Tanrı'ya yalvarmakta idi. Karanlık oldu. Gökten bir ışık düştü. Güneşten, aydan daha parlaktı. Oğuz Kağan yürüdü. Gördü ki: Bu ışığın arasında bir kız vardı. Yalnız oturu-yordu. Yakışıklı, güzel bir kızdı. Onun başında ateşli, ışıklı bir beni vardı. Altın Kazık (kutup yıldızı) gibi idi. Bu kız öyle güzeldi ki gülse Gök Tanrı (=mavi gök) gü-lüyor, ağlasa Gök Tanrı ağlıyordu. Oğuz Kağan onu gör-dükte usu (=aklı) kalmadı. Gitti. Sevdi, aldı. Onun ile yattı. Dileğini aldı. Kız gebe kaldı. Günlerden sonra, ge-celerden sonra üç oğul doğurdu. Birincisine "Gün" ad koydular. İkincisine "Ay" ad koydular. Üçüncüsüne "Yıl-dız" ad koydular.
Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Bir göl arasında karşıdan bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Yakışıklı, güzel, bir kızdı. Onun gözü gökten daha göktü. Onun saçı ırmak akışı gibi, onun dişi inci gibi idi. Öyle güzeldi ki yeryüzünün halkı onu görse "ay, ay, ah, ah, ölüyoruz" diyip sütten kımız oladururlardı. Oğuz Kağan onu gördükte usu gitti. Yüreğine ateş düştü. Onu sevdi, aldı. Onun ile yattı. Dileğini aldı. Kız gebe kaldı. Günlerden sonra, geceler-den sonra üç oğul doğurdu. Birincisine "Gök" ad koydu-lar. İkincisine "Dağ" ad koydular. Üçüncüsüne "Deniz" ad koydular.
Ondan sonra Oğuz Kağan büyük toy (=ziyafet) verdi. Halka yarlık gönderip¹.... yarlıgayıp konuştular. Geldiler. Kırk masa, kırk sıra yaptırdı. Türlü aşlar, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler, içtiler. Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere, halka yarlık verdi ve dedi ki:
Ben sizlere oldum kağan;
Alalım yay ile kalkan.
Damga bize olsun buyan.
Gök kurt ise olsun uran (=savaş parolası),
Demir cıdalar olsun orman!
Avlakta yürüsün kulan (=yabani eşek),
Hem de deniz, hem de muran (=ırmak)
Güneş tuğ ol,