Murat

Türkler İslâmiyetten önce çok sade bir hayat yaşıyorlardı. Pek kuvvetli devlet gelenekleri olduğu, devlet asalet üzerine dayandığı halde hükümdarla çoban arasında yaşayış, duyuş ayrılışları çok değildi. Bunun neticesi olarak da sınıf ve zümre farkına bakmaksızın bütün millete birden hitap eden bir edebiyat teşekkül etmişti. Bugün, Türklerin İslâmiyetten önceki edebiyatlarına dair bilgimizi üçe tasnif ederek gözden geçirebiliriz: 1- Kunlar çağına ait siyasî mektup tercümeleri ve bir Kun türküsünün tercümesi; 2- Gök Türkler çağına ait mezar taşları ve büyükler adına dikilmiş yazıtlar; 3- Dokuz Oğuz-Uygurlar çağına ait kitabeler ve kitaplar. Hiç şüphesiz bu kadar bilgi eski edebiyatımızı ve hayatımızı aydınlatmaktan uzaktır. Fakat daha pek yakın zamanlara kadar bu kadar bilgiye bile malik olmadığımız düşünülürse, ilerde bulunacak yeni malûmat sayesinde edebiyatımızın daha çok aydınlatılması ihtimallerinin daima mevcut olduğu kabul olunabilir.
Sayfa 78·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dokuz Oğuz-Uygur türeyiş destanı
Eski Kun yabgularından birinin o kadar güzel iki kızı vardı ki Tanrı'nın bunları insanlarla evlenmek için ya-ratmış olduğuna bir türlü inanamıyordu. Bunların kocası ancak bir Tanrı olabilir sanıyordu. Bu düşünce ile kızla-rını Tanrı'ya vermek için ülkesinin şimal taraflarında yüksek bir kule yaptırdı. İki güzel hanım buraya kapatıl-dı. Yabgu, gelip kızlarla birleşmesi için Tanrı'ya yalvarıp yakardı. İhtiyar bir kurt kulenin çevresinde gece gündüz dolaşıyor, korkunç korkunç uluyarak kuleyi gözetliyordu. En sonra kulenin dibinde kendisine bir in yaptı. Küçük kız, uzun zamandanberi kuleyi gözetleyen bu kurtun, babalarının kendilerini verdiği Tanrı'dan başka birşey olmayacağını söyleyerek birlikte aşağıya inmeğe ablasını kandırdı. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi. Şarkı söyledikleri zaman kurtların haykırışlarını taklit ederlerdi. Dokuz Oğuz-Uygur destanının başlangıç rivayetindeki tarihî hakikat bunların eski Kunlardan inmiş olmasıdır. "Kurt" motifi burada da göze çarpmaktadır. Gök Türkler dişi bir kurttan türemişlerdi. Bunlar ise erkek bir kurttan türemiş oluyorlar. Burada çok güzel iki kızın insanlara lâyık görülmeyip Tanrı ile evlenmeleri de Türk destanla-rının bediî unsurlarından biridir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Türk gencine
Bu yazıda kimseye akıl vermek ya da büyüklük taslamak gibi bir amacım yoktur. Yıllar içindeki deneyim ve gözlemlerimden edindiklerim doğrultusunda bir fikir vermek istiyorum. Yoksa ben de biliyorum, herkesin aklı var. Özellikle son birkaç yılda gördüklerim beni bunları yazmaya itti. Türk genci ne yapabilir? Ne yapmalı? Ne yapsın? Bunların yanıtları hep yukarıdan bakma gibi görünecek, ama ben gençleri anlıyorum. Bütün saçmalıkların sorumlusu sizden önceki beceriksizler. Bu yüzden ben size öncelikle kendiniz için çalışmanızı öneriyorum. Bununla demek isteklerim şunlar: Okuyorsanız, okulunuzda başarılı olmaya çalışın. Üniversiteye girmek için kötü bir bölümde okumayın. Bunun yanında elinizden geldiğince kendi alanınızın dışında bir şeyler öğrenin ya da müzik, sanat, edebiyat gibi konularda kendinizi geliştirmeye bakın. Bu size muhakkak bir gün yarar sağlayacaktır. Zaten siz bunları yapıyorsunuzdur belki. Ama yine de söyleme gereği duydum. Bunun dışında okumuyorsanız işinizde iyi olmaya bakın. Sevmediğiniz bir işi yapmayın diyeceğim ama bu çok mümkün değil diyebilirsiniz. Haklısınız, çünkü hepimiz sevmediğimiz işler yapmak durumunda kaldık zaman zaman. Kötü alışkanlıklarınız ne kadar az olursa o kadar iyi olur. Çünkü bunlar sizin potansiyelinizi düşürür. Size bir anlık mutluluk verebilir belki ama bağımlılık düzeyine ulaşırsa yaşamınız kalitesiz olabilir. Uyuşturucu, kumar, sigara ve alkol gibi alışkanlıklar sizi çok büyük olasılıkla kötü etkileyecektir. Yalnızca alkolü belki kontrollü tüketebilirsiniz ama "yatırım tavsiyesi değildir." Bunları söyleyerek sizin yaşamınıza ve özgürlüğünüze karışmıyorum. İsterseniz hepsini yapabilirsiniz kimse de size karışamaz başkasına zarar vermediğiniz sürece. İçki ve sigara konusunda ben de çok başarılı sayılmam. 2019 yılında sigarayı
Kanglı boyunun öyküsü
İleri gitti. Yine bir gün gök tüylü, gök yeleli erkek kurt yürümeyip durdu. Oğuz Kağan dahi durdu. Çadır kurdu. Tarlasız bir yazı (=ova) yer idi. Buraya Çürçet derlerdi. Büyük bir yurt ve halk idi. At sürüleri çok; öküz; buzağıla-rı çok; altın, gümüşleri çok; mücevherleri çok idiler. Bura-da Çürçet kağanı, halkı Oğuz Kağan'a karşı geldiler. Vu-ruş, dokuş başladı. Oklarla, kılıçlarla vuruştular. Oğuz Ka-ğan üstün geldi. Çürçet kağanını bastı. Öldürdü. Başını kesti. Çürçet halkını kendi ağzına bakındırdı (=kendine tâbi etti). Vuruştan sonra Oğuz Kağan'ın çerisine, nöker-lerine, halkına o kadar büyük mal düştü ki yüklemekle, getirmekte at, katır, öküz azlık oldu. Burada Oğuz Ka-ğan'ın çerisinde uslu (=akıllı), iyi bir becerikli kişi vardı. Onun adı Barmaklığ Çosun Billig idi. Bu becerikli, bir kağnı yaptı. Kağnı üstüne malları koydu. Kağnının başına hayvanları koydu. Çektiler, gittiler. Nökerlerin halkın hepsi bunu gördüler. Şaştılar. Kağnılar dahi yaptılar. Bun-lar yürümekte iken kanga kanga diye ses veredururlardı. Güldü ve dedi ki: "Kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün. Kangaluk (=Kanklı) sana ad olacak. Bunu kanga belli etsin." dedi, gitti.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Yine günlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Tanrı'ya yalvarmakta idi. Karanlık oldu. Gökten bir ışık düştü. Güneşten, aydan daha parlaktı. Oğuz Kağan yürüdü. Gördü ki: Bu ışığın arasında bir kız vardı. Yalnız oturu-yordu. Yakışıklı, güzel bir kızdı. Onun başında ateşli, ışıklı bir beni vardı. Altın Kazık (kutup yıldızı) gibi idi. Bu kız öyle güzeldi ki gülse Gök Tanrı (=mavi gök) gü-lüyor, ağlasa Gök Tanrı ağlıyordu. Oğuz Kağan onu gör-dükte usu (=aklı) kalmadı. Gitti. Sevdi, aldı. Onun ile yattı. Dileğini aldı. Kız gebe kaldı. Günlerden sonra, ge-celerden sonra üç oğul doğurdu. Birincisine "Gün" ad koydular. İkincisine "Ay" ad koydular. Üçüncüsüne "Yıl-dız" ad koydular. Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Bir göl arasında karşıdan bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Yakışıklı, güzel, bir kızdı. Onun gözü gökten daha göktü. Onun saçı ırmak akışı gibi, onun dişi inci gibi idi. Öyle güzeldi ki yeryüzünün halkı onu görse "ay, ay, ah, ah, ölüyoruz" diyip sütten kımız oladururlardı. Oğuz Kağan onu gördükte usu gitti. Yüreğine ateş düştü. Onu sevdi, aldı. Onun ile yattı. Dileğini aldı. Kız gebe kaldı. Günlerden sonra, geceler-den sonra üç oğul doğurdu. Birincisine "Gök" ad koydu-lar. İkincisine "Dağ" ad koydular. Üçüncüsüne "Deniz" ad koydular. Ondan sonra Oğuz Kağan büyük toy (=ziyafet) verdi. Halka yarlık gönderip¹.... yarlıgayıp konuştular. Geldiler. Kırk masa, kırk sıra yaptırdı. Türlü aşlar, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler, içtiler. Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere, halka yarlık verdi ve dedi ki: Ben sizlere oldum kağan; Alalım yay ile kalkan. Damga bize olsun buyan. Gök kurt ise olsun uran (=savaş parolası), Demir cıdalar olsun orman! Avlakta yürüsün kulan (=yabani eşek), Hem de deniz, hem de muran (=ırmak) Güneş tuğ ol,
Sayfa 48 - 49·Kitabı okudu