Türk edebiyatı destanlarla başlar. Destan, bir milletin eski zamanlarda başından geçen büyük hadiselerin halk dilinde edebî bir şekil almasıdır. Bir milletin henüz yazısı yokken yaptığı büyük savaşlar, bu savaşlarda ün alan kahramanlar bütün milletçe tanınırdı. Sonra bunlar ba-badan oğla geçe geçe bir takım eklentiler daha alarak bü-yür. İçine şiir ve hayal unsurları da karışır. Birkaç nesil sonra artık destan bütün milletin malı olmuştur. Böylece teşekkül eden ve her asır geçtikçe az çok değişikliklere uğrayan destan, günün birinde, yazının icat veya kabu-lünden sonra yazılır ve değişmez bir hal alırdı. Fakat uğradığı bütün değişmelere rağmen teşekkül ettiği za-manın umumî seciyesini taşır.
Destanlar babadan oğula anlatıla anlatıla zaman geç-tikçe bazen o milletin ilerki isteklerine, ülküsüne ait un-surlarla da süslenir. Böylelikle edebî değeri yükselen des-tan âdeta birçok nesillerin müşterek edebî mahsulü hali-ni alır.
Bir destan, teşekkül ettiği asırdan ne kadar sonra kâ-ğıda geçilirse geçirilsin, yine teşekkül ettiği asrın mahsu-lü sayılır. Çünkü onun temeli, esas fikirleri, esas unsur-ları teşekkül ettiği asra aittir.