Murat

Gereği yokken date, vibe, cringe demek...
Türk genci! Bu işte senin vazifen yazı ve konuşma dilinde yapabildiğin kadar az yabancı söz kullanmak, sana gösterilecek yeni Türkçe sözleri ezberleyerek benimsemek ve bu işin büyük ülküden bir parça olduğunu dairma hatırlamaktır.
Sayfa 210 - 1933, Orhun·Kitabı okudu
Reklam
Dil bir milletin en değerli malıdır. Ordusunu kaybeden bir millet tehlikededir. İstiklâlini kaybeden millet korkunç bir felâkete düşmüştür. Dilini kaybeden milletse yok olmuş demektir. İstiklâlini kaybeden milletlerin dillerini kıskançlıkla saklamak sayesinde bir zaman sonra yine dirilebildiğini tarih bize söylüyor. Halbuki dilini kaybeden bir milletin yine dirildiğine dair bir misal göstermiyor. Kudretli Asurî devleti ve milleti mahvoldu. Dilini de kaybettiği için yalnız tarih kitaplarında okunan bir varlık olarak kaldı. Asurîlerin onda biri kadar kudretli ve ehem-miyetli olmayan birçok milletler (Lehler, Çekler, Romen-ler, Sırplar, Bulgarlar, Finler, vesaire) ise dillerini sakla-mak sayesinde asırlardan sonra yine dirilebildiler. Türk dili en eski çağlarda çobandan kağana kadar aynı biçimde konuşulan ve anlaşılan güçlü ve temiz bir dildi. İçinde yabancı söz ve kaide yoktu. Halbuki sekizinci asrın sonlarına doğru, Çin payitah-tını zapteden bir Türk kağanı, milletini kumanda ile ma-nihaizm dinine soktuktan sonra dil eski safiyetini kay-betmeye başladı. Yeni dine ve yeni dinle gelen yeni me-deniyete ait birçok sözler dile girdi. Fakat o zaman dilin bu bozuluşu mevziî kaldı. Asıl büyük bozuluş bundan iki asır sonra oldu: Yeni bir Türk hakanı yine kumanda ile milletini İslâmiyete sokarak Türklere yine medeniyet değiştirtince yeni din ve yeni medeniyetin sözleri Türk dilini bürüdü. Dilimize önce "Allah" girerek "Tanrı'yı kovdu. Arkasından "Mu-hammed" geldi. Sonra din dilinden olduğu için müsama-ha ile karşılanan kilişe halinde cümleler ve terkipler di-limize doldu.
Sayfa 208 - 209·Kitabı okudu
Dîvânu Lügati't-Türk'te 700 kadar kelime olup dil yeni-leşmesi bakımından pek çok istifade edeceğimiz bir ki-taptır. Ayrıca eski Türklerin kültür ve medeniyeti hak-kında da mühim malûmat vermektedir. Meselâ "ütü" ke-limesinin eski şekli olan "ütük" hakkında şu sözler yazılı-dır: "Mala biçiminde bir demir parçasıdır ki dikiş yerini yatır-mak için kızdırılarak elbise üzerine bastırılır." Demek ki 10-11. asır Türkleri ütüyü biliyorlardı. Bu, onların yüksek bir maddî kültür seviyesinde olduklarını gösterir. Acaba ütünün mucitleri Türkler midir? Mendili icad edenler Uygurlar olduğu gibi ütünün ilk önce Karahanlılar tara-fından kullanılmış olması pek muhtemeldir. Dîvân'da dikkati çeken kelimelerden biri de "Bakırso-kum"dur ki "Merih" demektir. Yıldızların ayrı adları olma-sı da bir milletin kültürce yüksekliğini gösteren deliller-den biridir. Akrabalığa, hayvanlara, otlara, eşya ve âletle-re âit pek güzel isimler on birinci asır Türk cemiyetinin ileriliğini ispat etmektedir.
Sayfa 200·Kitabı okudu
8) Fitnat Hanım Kurban Bayramı için kurbanlık bir koyun alacakmış. Koyunları seyrederken tesadüfen orada bulunan Râgıp Paşa: "Arzu ederseniz kurbanınız ben olayım" demiş, (veya biri vasıtasıyla dedirtmiş.) Fitnat Hanım da: "Teşekkür ederim. Bu yıl boynuzlu almayacağım." diye cevap vermiş.
Sayfa 198·Kitabı okudu
1) Boğaziçinin yüksekçe bir yerinde oturan Râgıp Pa-şa, sıcak bir yaz günü evine giderken yorulup bir taşa oturmuş. Çok susamış olduğu için ötede oynayan çocuk-ların birinden su istemiş. Sekiz dokuz yaşlarında bir ço-cuk (müstakbel Haşmet) paşaya büyücek bir kâsenin, içinde turşu suyu getirmiş. Paşa içtikten sonra; "Oğlum, ben senden su istemiştim. Neden turşu suyu getirdin?" Çocuk da cevaben; "Annemin yaptığı lahana turşusuna sıçan düştü de ge-lene geçene dağıtıyoruz." deyince paşa öfke ile kâseyi yere vurup kırmış. Çocuk ağlamaya başlamış. Paşa, çocuğun ağladığını görünce, biraz yumuşayarak niçin ağladığını sormuş. Çocuk: "Elbette ağlarım ya. Köpeğimin kâsesini kırdın. Şimdi ben ona neyle su vereceğim?" demiş. Çocuğun zeki ve nüktedan olduğunu anlayan paşa onu yanına almış.
Sayfa 195·Kitabı okudu
Reklam