yumuşaklık eksikliğinin neye yol açacağını bilmiyoruz. çiğnenmiş kelimeler, incitilmiş, kanı emilmiş bedenler, yorgun tutkular — fakat hepsinden öte ateşe verilmiş duygular, yaşamın bu kıyısına asla geri getirilemeyecek saf varoluşsal küller. bu boşluğu örtmek için tatminler imal ederiz. başka durumlarda ise bize, bilinçli ya da bilinçsiz, yumuşaklık göstermesi gereken ama göstermeyen kişileri, yine bilinçli ya da bilinçsiz, tenzih eder, daha baştan mazur görürüz. bu eksikliği gerekçelerle, yalanlarla, mazeretlerle ve bahanelerle karşılarız. onu kendi boşluklarımızdan mesul tutarız. artık katlanılamaz değildir; bizi sadece yaşamaktan caydırır. günümüzde depresyon dediğimiz şey yumuşaklığa duyulan bu ihtiyacı yok saymanın başat yollarından biridir.
yumuşaklığı umut etmek de kuvvet ister. zaman zaman ona duyduğumuz inancı kaybederiz. yavaş yavaş, sessizce aşınır. kendi yıkılmışlıklarını dışarıdan asla belli etmeyen kayıp yaşamlar vardır; sadece kendileriyle, başkalarıyla ve dünyayla olan ilişkilerinde açığa çıkar bu yokluk. yumuşaklığa duyduğumuz arzu daha da eski bir zamandan gelir. dile giriş yapmadan öncesine dayanan bir ilişkiden.
hayat bir kere daha kendiliğinden mateme doğru gidiyordu. gerçeklik ölürken beni kendi ardından kalan biri kılıyordu. yükselip gelen bir yaştan kaçmak için herhangi bir şey yapmalıydım.
bir kutuda oturuyor, kendi kendime çabalıyor ve neredeyse hiç hareket edemiyordum. zaman zaman avuçlarımı açıp sol elimin parmak uçlarıyla sağ elimin parmak uçlarına dokunuyordum. tekrar tekrar düşündüğümü sanıyordum, ama aslında düşünecek halde değildim.