Sadece maneviyata ve sempatiye dayalı aşkı düşünemiyorum. Prensin aşkı samimiydi. Prensin Rapunzel’e karşı olan aşkının saf olduğuna inanıyorum. Yürekten seviyordu.
Onu umutsuzca seviyordu. Sadece ona âşıktı. Bu kadarı yeterli değil miydi? Saf aşk böyle bir şeydi. Kadınların kalplerinde gizlice diledikleri şeyin, bunun gibi samimi bir aşktan başka bir şey olmadığına inanıyorum. Yüce manevi bir bağ ve aynı yola baş koymak desek bile, iki taraf birbirinden nefret ederse şayet, her şey dağılır. Hiçbir şey başarıya ulaşamaz. “Maneviyat” ve “kader” gibi kibirli kelimeler aşk olmadan gerçek bir anlama sahip değildir ve aslında sadece âşıkların duygularını düzene sokmak ya da tutkulu davranışlarına bahane bulmak için kullanılırlar. Genç kadın ve erkeğin aşkında bu tür bahaneler bulmak kadar kötü hissettiren başka bir şey yoktur. Özellikle “Kadını kurtarmak için” diyen erkeklerin ikiyüzlülüğüne dayanamıyorum. Seviyorsan seviyorsundur. Neden dürüstçe söylemiyorsun.
Artık her şeyi göze alarak koyuverip gitti. Ağzından düşünmeden çirkin yalanlar döküldü. “Bizler sanatkârız.” Böyle yalanlar söyledikten sonra yalan ateşi daha da körüklenmeye başladı.