Şeker Portakalı bizleri Zeze'nin masum ve renkli dünyasında ziyaretçileri olmamıza izin veriyor.
Zeze haylaz. Zeze şeytan. Zeze yaramaz. Aslında Zeze diğer çocuklardan daha fazla yaramaz ve haylaz değildi. Şeytan ise hiç değildi. Kendi kendine de eğlenmesini bilen yokluk içinde kendi içine dönüp zengin dünyalar yaratan ve hayal gücünün sınırları olmayan bir çocuk. Ancak yetişkinler- çocuk olmayı unutmuş yetişkinler- hayal gücünü ve oyunları sevmezler. Her fırsatta gerçek ve sıkıcı dünyaya döndürmek isterler. Daha kolaydır çünkü öylesi..
Özellikle fakir ailede büyümenin zorluğunu çekiyor Zeze. Ailedeki her birey kendi meşguliyetinde . Eve para getiremeyen ve bu duygunun altından ezilen bir baba. Babanın getiremediği paranın eksikliğini kapatmak için fazladan çalışan bir anne. Bu fakirliğin üstüne bir de yedi çocuk. Geçim sıkıntısı arttıkça insanlardaki tahammül seviyesi de azalır. Zeze'nin ailesi buna tam örnek oluyor. Tahammülü azalanlar gücü kime yetiyorsa bütün hırsını ondan çıkarır. Hikayemizde de kurban olarak küçücük bir çocuk olan Zeze seçiliyor. Gelen vuruyor, giden vuruyor deyim yerindeyse. Bazen gerçekten Zeze suçlu bazen de suçsuz. Ama ortada Zeze gibi biri varken başka suçlu aramaya gerek var mı ki?
Her bir sözde her bir dayakta siz de o acıları Zeze'yle paylaşıyorsunuz. Kendi çocukluğunuz aklınıza geliyor. Küçükken size yapılan haksızlıkları düşünüyorsunuz. Zeze bu haksızlıkları kendi dünyasına çekilerek unutmaya çalışıyor. Renkli dünyasıyla ve portakal çiçeğiyle her şeye rağmen mutlu olmaya çalışıyor.
Daha sonra Zeze' nin dünyasına gerçek bir dost giriyor. Portuga.Zeze ilk kez gerçek dostluğu tadıyor. Portuga onu dinliyor,onu önemsiyor ve yaptıklarından dolayı onun şeytan olduğunu düşünmüyor. Zeze' nin sadece bir çocuk-zeki bir çocuk- olduğunu